Doping ve ABD

Şikenin ne olduğunu bilmeyen yok, doping ise biraz daha gizemli.Doping nasıl yapılır?Sporcunun performansını, yani güç sınırını aşmak için kullanılan madde ve yöntemlerdir."Doping" deyimi Güney Afrika halkının içtiği "Dopa" adlı içkiden gelir, bitkilerden yapılan bu içki insanların gücünü, zararı sonra çıkacak şekilde artırır, "Dopa"dan türeyen sözcük İngilizceye "doping" olarak girmiş ve yerleşmiştir.***FUTBOL Federasyonu Dopingle Mücadele Kurulu Kurucu Başkanı Prof. Dr. Turgay Atasünün editörlüğünde, bilim ve spor adamlarının hazırladığı kitapta dopingin hem ahlak dışı, hem de hayati tehlikesi olduğu belirtilmektedir. Doping yapan futbolcu, ileride sporu bıraktıktan sonra da hem hastalanmakta, hem de ahlaki çöküntü içinde kalmaktadır.***DOPİNGİN ilk kurbanı, 1896 Bordo - Paris yarışından bir süre sonra ölen Galli bisikletçi Arthur Lindon olarak kabul edilir."Amfetamin" kaynaklı dopingden üç sporcu ölmüştür.Bunlardan ikisi de bisikletçidir, Danimarkalı Jesen 1960 Roma Olimpiyatlarında, İngiliz Simpson 1967deki Fransa Bisiklet Turunda ölmüşlerdir. Fransız futbolcu Quadri, 1968de futbol oynarken ölmüştür.***PROF. Atasü ile uzman Dr. İlker Yücesirin vardıkları ortak görüş, doping yapan sporcuların sadece eski Doğu Bloku ülkelerinde değil, Amerika Birleşik Devletlerinde de kollandıklarıdır.Bir örnek...1988 Seul Olimpiyatlarında Kanadalı sprinter Ben Johnson "stanozolol" kullandığı tespit edilerek yarışlardan diskalifiye edilmiş ve iki yıl süreyle müsabakalardan men cezası almıştır. Bu olay, Batılı ülkelerde de doping kullanımının sanılandan fazla olduğuna dikkat çekerek, dopingle mücadelenin ivmesini artıran örnek olaylardan biridir. Ancak bugün bildiklerimizle Ben Johnsona acıyabilir ve o yarış için kendisine "haksızlık edildiğini" bile düşünebiliriz. Zira Ben Johnsonın ardından ikinci olduğu için onun diskalifiyesi ile altın madalya alan Carl Lewisin olimpiyatlardan iki ay önceki ABD olimpiyat elemelerinde yapılan testlerde uyarıcı madde kullandığı tespit olduğu halde bu durum örtbas edilmiş ve bu sayede olimpiyatlara katılması sağlanmıştır. Daha vahim bir nokta, Carl Lewis de yarışa katılmasa altın madalyanın sahibi olacak, ilk sıralamanın üçüncüsü İngiliz Linford Christienin Seulde kendisinde tespit edilen doping maddesini (pseudoefedrin) 200 m. yarışında 4. olduktan sonra içtiği ginseng çayı ile aldığını ifade ederek temiz (?) çıkması, ancak daha sonra "nandrolon" kullanmaktan iki yıl men cezası almasıdır. Yarışmanın dördüncüsü ABDli Denis Mitchellin daha sonra steroid kullanımı dolayısıyla ceza alması, yarışı altıncı bitiren Kanadalı Desai Williamsın ilaç kullandığının daha sonra açıklanmasıyla 1988de Seul Olimpiyatının 100 m. finalinde neredeyse temiz sporcunun olmadığı anlaşılmıştır.***1991 - 2000 yılları arasında ABD Olimpiyat Komitesinde doping direktörü olan Dr. Exumun açıklamaları çok ilginçtir. 1988 - 2000 yılları arasında 100den fazla Amerikalı sporcuda pozitif doping testi elde edilmiş, bu sporcular cezalandırılmadığı gibi 19 olimpiyat madalyası almışlardır.İki bilim adamı Dr. Atasü ile Dr. Yücesir Amerikanın dopingle ilgili tavrını şöyle değerlendirmektedirler:"Amerikan düşünüşüyle son yıllardaki toplumsal ve siyasi olaylar birlikte değerlendirilirse, bu düşünüşün ve tarzın bizlere pek de yabancı olmadığı ve farklı alanlarda da bu üslupla karşılaştığımız ortaya çıkmaktadır."Bilim adamları, kendi çıkarı için bir ülkeyi işgal edenler, madalya için neler yapmaz ki! demek istiyor.Tabii anlayana... h.pulur@milliyet.com.tr YAKINDA futbol maçları başlıyor; maçlarla birlikte iki yabancı sözcük ve kavram yine gündeme çıkacak: Şike ve doping...