Erzurum fıkraları üzerine, bir - iki fıkra

Erzurum fıkraları üzerine, bir - iki fıkra


       HALUK Harun Duman "Erzurumla ilgili" iki kitap yazdı. Biri "Erzurum Fıkraları ve Meşhur Nüktedanlar" ikincisi de "Erzurum Basın Yayın Tarihi. (1867 - 1997)" (x)
     
Duman, birinci kitabın önsözünün sonunda, okurlarından, ellerine geçen fıkra ve mizah metinlerini kendisine göndermelerini istiyor...
       Biz de öyle yapalım, dedik, bugün birkaç Erzurum fıkrası anlatalım, lakin henüz kitabını okumaya fırsat bulamadığımız için, yazacaklarımızın, kitapta olup olmadığını bilmiyoruz.
       * * *
       ERZURUMLU gurbete çıkmış, 7 sene İstanbul'da kalmış, dönmüş. İstanbul ağzına özendiğinden, kelimeleri aklınca inceltiyor.
       Akşam komşuya giderlerken, karısına seslenmiş:
     "Ula karı, fennari, fennari..."
       Yani, feneri unutma, diyor, özentiden "fener" olmuş, "fennari!"
     
Karısı da dayanamamış, patlamış:
     "Ula herif, yedi senede bunu mu öğrendin, a kıçımın kenari!"
       * * *
       İSTANBUL'a gurbete giden Erzurumlu, dönüşte karısına İstanbullu hanımların, akşam eve dönen kocalarını, kapıda nasıl karşıladıklarını "Hoş geldin kocacığım, üşümüşsün, yorulmuşsun!" gibi kibar, nazik laflar ettiklerini anlatmış, belli ki o da karısının kendisini öyle karşılamasını istiyor...
       Akşam eve gelmiş, kar, tipi, soğuk, karısı kapıyı açmış:
     "Uy kocacığım, it gibi titriysen!"
       * * *
       ERZURUMLUNUN hali, vakti yerinde olanı, İstanbul'a gelmiş, hem iş, hem ticaret, felekten bir gece çalacak...
       Bir kadınla tanışmış, kadın Erzurumlunun altın köstekli cep saatine gözünü takmış, Erzurumlu "Vermem!" demiş, kadın da "Ben de gelmem!" demiş, al aşağı, ver yukarı, kadın vazgeçmeyince, Erzurumlu razı olmuş, otele gitmişler.
       Sabah olmuş, kadın giyinmiş:
     "Hadi saatini ver!"
       Erzurumlu "Vermirem!" demiş, kadın "Neden vermiyorsun?" deyince bizimkinin bahanesi hazır.
     "Sen orospisen!"
       * * *
       BU fıkra da Niyazi Dönmez'den...
       Ağa'nın en büyük keyfi, kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış!
       Kar yağmaya başlayınca köyde, hayvanlar dahil kimse dışarı çıkmaz, karın tutup, kalınlaşmasını beklerlermiş... Kar iyice tutunca ağa kürkünü giyer, yanında yardımcısı Hasso, meydana gelir, sırtını köye döner, sorarmış:
     "Ula Hasso, ahali bakir mi?"
       "He ağam, hepsi pencerelerden bakir!"
       Ağa, çişiyle karın üzerine imzasını atar:
     "Abdullah Palandökenoğlu!"
       Sonra da bir nokta koyup, Hasso'ya sorarmış:
     "Hala bakirler mi?"
       "He ağam, hem bakirler, hem alkişlirler!"
       * * *
       BİR, üç, beş, yedi, on yıl sürmüş ağanın çiş töreni...
       Yine kar yağmış, Ağa yanında Hasso meydana çıkmış, sormuş:
     "Ula Hasso, ahali bakir mi?"
       "He ağam bakirler, köpekler, kediler bile camdadır."
       Ağa başlamış imzasını atmaya, "Abdullah" demiş kalmış, soyadına çişi gelmiyor, prostat, rezil olacak ahaliye, Hasso'yu çağırmış:
     "Ula gel yanıma tamamla şunu!"
       Hasso, açmış pantolonun önünü, bir an duraklamış, Ağa'nın kulağına eğilmiş:
     "Ağam kırk yıldır kafama vurdun aptal, dedin, sırtıma vurdun, salak, dedin, okuyup yazma öğrettin mi ki, yaz dirsen? Aha kalem burada, al eline, sen yaz!"
       -----
       (x) DUYAP, İsteme adresi: PK 50 GÖZTEPE / İSTANBUL


Yazara E-Posta: h.pulur@milliyet.com.tr