Eski defterden bir sayfa

1950’li, 1960’lı yılları hatırlayanlar, O’nu mutlaka hayallerinde canlandırırlar.
Zarif bir kızdı Özcan Tekgül...
Akranlarıyla onu ayıran, fark inceliğiydi, öyle kalın kalçalı bir dansöz değildi.
Şöhretse şöhret, güzellikse güzellik, oyunsa oyun...
Bugün, siyasi tartışmalarda bile kullanılan “dansöz gibi kıvırma!” deyimi, belki de onun ustalığından geliyordu...
* * *
Özcan Tekgül için kim bilir kimler neler yazabilir?
Başta “Maymun Lütfü”, diğer hayranları...
Diyeceksiniz ki ne gereği var, Özcan Tekgül’den niye bu kadar söz ediyorsun...
İbret için, eskilerin deyimiyle “ibret-i âlem” için...
Eğer Savaş Ay yazmasaydı, kimsenin duyacağı bile yoktu. Haberin başlığı şöyleydi:
“Sahnelerin gülü öldü.”
“Cesedi sahipsiz kaldı.”
Haber şöyle:
“Polis telsizi ‘Antalya- Serik yolunda ölümlü trafik kazası’ diye anons geçmiş. 3 gün önce, 2 araç çarpışmış, sürücüler yaralı kurtulmuş ama otomobillerden birinde bulunan 73 yaşındaki kadın yitirmiş yaşamını. Gazete ve televizyonların Antalya bürolarında çalışanlar bile fazla itibar etmemiş bu ‘sıradan’ kazaya. 3-5 foto muhabir gidip görüntü çekmiş ama, ‘iş’; taşra kalıplarının devam sayfalarına küçük bir rutin haber olarak girebilmiş sadece. Antalya Devlet Hastanesi morguna getirilmiş kaza kurbanı kadın. Ceset kabinlerinden birine yatırılıp önce adli tabibin görevi bitsin, sonra da yakınları gelip alıncaya kadar beklensin istenmiş. Ama uzunca süre o yaşlı kadının arayıp soranı da, merak edip kaygılananı da olmamış. Tek kişi bile başvurmamış idareye.”
* * *
Özcan Tekgül’ün cenazesi morgda kalıyor, birisinin gelip alması bekleniyor, yok, tam kimsesizler mezarlığına gömülecekken bir genç sahip çıkıyor, gömülüyor.
İbret-i âlem için demiştik...
Özcan Tekgül bir örnek, kim bilir daha kimler vardır, adı çıkıp unutulan, devrinin en meşhuru...
Bugünün meşhurlarına örnek olmalı.
İlle de dansöz olması şart değil, her sıradan, her saftan, her gruptan meşhurlar Özcan Tekgül’ün akıbetini düşünmelidir.
* * *
Özcan Tekgül’ün şöhreti yaygındır, bir ara Afrika’ya gider gece kulüplerinde dans eder, Türkiye’ye döndüğünde bir lafı gazetelerde çıkar: “Beni yamyamlar yiyecekti.”
Bir foto muhabiri fotoğraflarını çeker, şefine götürür: Şef beğenir ama der ki:
“Bu resim, detaylandırılsın!”
Foto muhabiri Özcan Tekgül’ü alır Sultanahmet’te dolaşmaya çıkarlar, aklına bir cinlik gelir:
“Bunu lüks bir arabanın üzerine çıkarayım, poz poz fotoğrafını çekeyim, altına, Özcan Tekgül göbek attı arabayı aldı, diye yazarım. Hatta, yamyamlar Özcan’ı yiyeceklerdi, zor kurtuldu, diye de eklerim.”
* * *
Sultanahmet’te lüks, spor bir arabanın üzerine Özcan Tekgül’ü çıkartır, sağdan, soldan, önden, arkadan çeker, Afrika’da dans ederek bu arabayı almıştır.
Ertesi sabah çekilen fotoğraflar, yazı işlerinin masasındadır, patron sorar:
“Yavrum bu araba kimin?”
“Özcan Tekgül’ün...”
“Araba benim araba, Özcan Tekgül’e mi sattın?”
Gerisini yazmayalım.
* * *
Bu da Babıâli’den bir anı...
Bu meslek durup dururken buralara gelmedi ya!