Fenerbahçe...

Cuma sabahı, gazetelere, özellikle spor sayfalarına bakınca rüya görüyoruz sandık...
Neredeyse Benfica’ya 3-1 yenilen Fenerbahçe’den adeta özür dileniyordu, “Biz ayıp ettik!” der gibi...
Biliyorsunuz Türkçede bir deyim vardır:
“Galip sayılır bu yolda mağlup!”
Sanki Fenerbahçe takımı da, galip sayılması gereken bir yolda mağlup olmuştu.
* * *
Bu, yıllardır unutulmuş eski bir gelenekti.
Düşene bir de sen vuracaksın!
Hayır, ne seyirci, ne gazeteci, ne yazar ne çizer böyle yapmadılar, birkaçı hariç...
Mağlubiyeti anlayışla karşıladılar, eski defteri açıp, direkten dönen şanssızlıkları hatırladılar.
* * *
Neden böyle oldu?
Çünkü Fenerbahçe’nin oralara nasıl geldiğini biliyorlardı.
Aykut Kocaman’ın da neler çektiğini çok iyi biliyorlardı.
Başkanı bir yıl cezaevinde olan takımı, nasıl ayakta tuttuğunu biliyorlardı, bilenler bilir.
Bir de, ezeli ve ebedi Fenerbahçe düşmanlığı...
O koşullar altında üç kapıyı da zorladılar.
Talihsiz Gençlerbirliği yenilgisi, arkadan Benfica iki kapıyı kapadı, geride bir kapı var, Türkiye Kupası...
* * *
Oysa romantik Fenerlilerin açmaya çalıştıkları bir kapı daha var:
“Galatasaray maçı!”
Bir Galatasaray galibiyeti, çok şeyi unutturabilir.
Niye olmasın?
Sakatlıklar, cezalar, talihsizlikler ve direkler...
Dedik ya, romantik Fenerbahçelilerin rüyası...
Rüyalar gerçek olur mu?
Niye olmasın?
Hiç 6-0’ı düşündünüz mü?
Ama oldu...
* * *
Diyeceğimiz şu; toplum özelliklerini kolay kolay kaybetmiyor, kayboldu sandığınız gün, bir bakıyorsunuz çıkıp geliyor.
Cuma sabahı gazetelerin ve kamuoyunun hali öyle değil miydi?
Sanki yenilen Fenerbahçe değildi!
İnsaf sahipleri Fenerbahçe’nin oralara nasıl geldiğini bilebiliyorlardı.
Şimdi önümüzde Türkiye Kupası ve Galatasaray maçı var.
“Top yuvarlak!” derler.