Gazeteler böyle çıkmalı...

SAYIN Başbakan Erdoğan, gazetelere karşı tavrını iyice belirledi. Ona göre “yalan ve yanlış” yazan gazeteler okunmamalı...
İyi de, yalanı, yanlışı, doğrudan, gerçekten nasıl ayıracağız?
Çok basit, Başbakan “yalan” dedi mi o yalandır, yanlış dedi mi o yanlıştır.
* * *
HANİ bir hikâye vardır, Osmanlı paşalarından birinin konağındaki mutfakta aşçı ile yamağı “palamut balığı” ayıklarken yamağın soracağı tutmuş:
“Usta, bu balık dişi mi, erkek mi?”
Aşçıbaşı “Gidip paşaya soralım!” demiş.
“Paşa bilir mi?”
“O da bilmesine bilmez ama dediği dediktir.”
Başbakan da “yalan” dedi mi yalandır, “yanlış” dedi mi yanlıştır.
Başbakan “Bu gazeteleri okumayın!” derken, insanları da herhalde gazetesiz bırakmak istemez. Başbakan’ın öğüdünü tutanlar “yandaş” gazeteleri alır okurlar.
* * *
BAŞBAKAN, boykotla kalsa iyi, aba altından sopa gösteriyor, “Ben sizin cemaziyalevvelinizi bilirim!” demeye getiriyor. Bir de koynuna köpek alıp yatanlara takmış; hele güneşe karşı yatıp, göbeğini açarak hart hart kaşıyanları hor görenleri de fena hırpalıyor.
* * *
İKİ binli yıllarda Türkiye’yi yönetmek kolay değil, hele gazeteleri...
Oysa 1940’lı yıllarda gazeteleri yönetmek o kadar kolaydı ki!
Başbakanlık’tan, ya da Basın-Yayın’dan gelen iki satır emir:
“Rusya yazılmayacak, mutlaka Sovyet Rusya denilecek”
“Gazetelerin büyük manşetleri iç haberlerden olacak. Dış haberler Anadolu Ajansı’nın verdiği ölçüde tek sütuna kullanılacak.“
“Hatay’da 15 haydut 3 otomobili soymuş, bir polisi öldürmüş, iki kişiyi yaralamışlar, 15 bin lira gasp ederek kaçmışlardır. Bu haber yazılmayacak.”
“Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, küçük bir seyahat yapmak için Ankara’dan hareket etmiştir. Gazeteler bunun haricinde hiçbir şey yazamayacaklardır.”
* * *
İŞTE bu kadar. Şimdi böyle mi diyeceksiniz, ya gazeteler bu emirlere uymazsa...
Kapatılmayı, süresiz kapatılmayı göze alanlar varsa, uymasınlar.
O dönemin önemli başyazarlarından, “Vatan”ın sahibi Ahmet Emin Yalman, Başbakan Saraçoğlu’na teklif eder:
“Eleştiride hürsünüz diyorsunuz, biz de özgürlüğü memleketin yararına kullanmak zorunda kalıyoruz, başımız belaya uğruyor. Siz sansürü getirin, bizim hiçbir sorumluluğumuz kalmaz, sorumluluk size geçer, siz de rahat edersiniz, biz de.”
Başbakan pışşşt yaparcasına, “Ben sansür koymam” der:
“Anayasa’nın dışına çıkmam! Fakat sen haddini bileceksin, bunu aşmayacaksın... Aşarsan cezanı göreceksin.”
O da bir devirmiş...
Acaba, o devire heves edenler, içlerinden “Keşke...” diyenler bugün yok mu?