Geçmişte kalanlar

Eski günlerden birkaç satır yazdık mı, meraklısı hemen yanaşıyor, şunları da yazsa, bunları da yazsana diye. Oysa biz o günleri unutmaktan yanayız. Yeni bir Türkiye için bu günleri unutalım, diyoruz.
Ne mümkün!
Telefon dinlemekmiş, rüşvet almakmış, şantaj yapmakmış, bırakın oralarda kalsın, dedik ya ne mümkün?
***
Geçen gün bir okur asıldı durdu:
“O günlerden kalan bir fıkra yok mu?”
Olmaz olur mu hiç unutulur mu?
***
Sıkı yönetim günlerinden de...
“Adamın biri çekmiş kafayı sayıp döküyor! Kafasına hırsızları takmış, hırsızlar aşağı, hırsızlar yukarı. Uyardık, bağırdık, biraz zorladık, hayır susturmak mümkün değil! Ne yapalım?”
***
Komiser babacan bir adam “Gidin alın!” demiş...
“Getirin de dinleyelim, bakalım derdi neymiş?”
Biraz sonra adamı getirmişler, komiser sormuş; “Sen ne diyorsun, herkes hırsız diye tutturmuşsun!”
Adam diklenmiş:
“Ne yani öyle değil mi?”
“Ben herkese hırsız demedim ki!”
Komiserin burasına gelmiş:
“Peki kimlere hırsız dedin?”
“Polonya’dakilere söyledim!”
“Bana bak, ben bu memleketin otuz senelik komiseriyim, kimin hırsız olduğunu bilmem mi?”
***
Evet, o günlerden bir fıkra daha.
Hem dinler, hem gülerdik, hele de ona buna yakıştırmak için uğraşmazlar mıydı?
Oysa ona buna yakıştırmak için uğraşmaya gerek yoktu! Benzerleri önünüzde otururdu!
Mesela bir fıkra vardı ki!
***
Adam sabah ilk uçakla Ankara’ya gidecek, kulağında bir ses:
“Binme uçak düşecek!”
Ertesi gün Haydarpaşa’ya gitmiş.
İlk trenle gidecek, aynı ses, binme tren raydan çıkacak... Bari bir otobüse bineyim demiş, tam ayağını atarken ses fısıldamış:
“Binme rot kırılacak!”
***
Adam hırsla dönmüş:
O ses karşılık vermiş:
“Bu fıkra evlenmek üzere olanlara söylenmez miydi?”
“Hayır, şimdi AKP politikacılarına anlatılıyor!”