Hasta ziyareti, basketbol kupası...

Sabah gazeteleri açtık, haberi iyi değerlendirmişler, okudukça içimizden neler geçtiğini tahmin edebilirsiniz...
Haberi okuyun, iki de fotoğrafı var:
“LONDRA’daki St. Guy’s Hastanesi’ni ziyaret eden İngiltere Başbakanı David Cameron ve yardımcısı Nick Clegg hiç beklemedikleri bir tepkiyle karşılaştı. Ortopedi servisinden bir hastayı ziyaret ederken odaya dalan servisin doktoru David Nunn, ‘Servisimi derhal terk edin’, diyerek başbakan ve beraberindekileri kovdu. Dr. Nunn, kravatlı ve gömlek kolları kıvrılmış başbakan ve yardımcısının hastanenin temel hijyen kurallarını ihlal ettiğini söyledi. Doktor aynı tepkiyi, galoş giymeyen basın mensupları ve kameramanlara da gösterdi. Başbakan Cameron beraberindekileri esprili biçimde ‘Çabuk kaybolalım buradan’ diyerek dışarı çıkartarak olayın büyümesini engelledi. Koridora çıkarılan doktor ise bağırmaya devam etti. Cameron hükümetinin hazırladığı sağlık reformu paketi, bütçe kesintileri nedeniyle sağlık dünyasında tepki çekiyor.”
* * *
Haberi okurken içimizden neler geçtiğini anlamışsınızdır.
Hiç böyle bir olay Türkiye’de olur mu?
Akşam eve geldik, televizyonlarda bir haber; Sayın Başbakan Hopa’daki olay sırasında başına taş gelip otobüsten düşen, günlerce yoğun bakımda kalan koruma polisini Ankara’daki hastanede ziyaret etmiş...
Hem kendisi hem Sağlık Bakanı ve ilgili herkes hastanın yatak odasını doldurmuş, bir iki doktordan başka kimsenin beyaz önlüğü filan yok, ayaklarına “galoş” geçirmişler mi bilmiyoruz, göremedik.
* * *
“Bir oraya bakın, bir buraya bakın!” demek kolay!
Buna alışmışız, ayakkabının üstüne “galoş” giymekte bile zorlanırız, nerede kaldı “hijyen kuralları”nı uygulayacağız.
Başbakan ve yanındakilerin bu kurala uymadıkları açık, peki hasta ziyaretine giden sizler, bizler, konular, komşular, dostlar, arkadaşlar bu kurala uyuyor muyuz?
Hayır, kuralı hatırlatan, uygulamaya çalışanlara ne kadar kızarız, gidin hastane kapısında giren çıkana bakın.
* * *
Onun için İngiltere ile karşılaştırma insafsızlık olur; yine de Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a serzenişte bulunabiliriz, “Bari siz bir beyaz önlük giyseydiniz” diye.
Kuralı koyan, kuralı uygulamaz, bu ortamda hangi doktor Başbakan’ı uyarabilir, hem de İngiltere’deki gibi “fırça” atmak kimin haddine düşmüş!
Evet bütün sorun bu...
Her alanda, her yerde kuralı uygulamak bir yana, uygulanmasını bile önlemek...
* * *
Basketbol finalinde Fenerbahçe Galatasaray’ı yendi, şampiyon oldu, kupayı alacak...
Fenerbahçeli basketbolcular sanki suç işlemişler, başlarına madeni para, çakmak yağmur gibi yağıyor, içeriye kendilerini zor atıyorlar, nefes nefese...
Hadi bu birkaç kendisini bilmezin marifeti olsa neyse, maksat açık, bağırıyorlar:
“Ali dışarıda, kupa burada!”
“Ali” dedikleri Fenerbahçe’nin Asbaşkanı Ali Koç...
Yani Ali Koç dışarı çıkacak, kupa Fenerbahçe’ye verilmeyecek.
Galatasaray’ın yeni başkanı “yapmayın, etmeyin!” diyecek oldu, dedirtmediler...
Kupayı verdirmeyecekler...
“Onlar”ın koydukları kural bu...
Anlaşma gereği salonda Fenerbahçe seyircisi yok, o da ayrı bir rezillik ama, çaresizlik...
Bu salona sen gelme, o salona da siz gelmeyin.
* * *
Ama Fenerbahçelilerin hiç öyle bir niyeti yok, Başkan Aziz Yıldırım’ın talimatı kulaktan kulağa fısıldanıyor:
“Kupayı almadan çıkmayın!”
* * *
Fenerbahçe tarihi, Aziz Yıldırım’ın başkanlığını her zaman anacaktır; yaptığı eserler kadar onur başkanı Şükrü Saraçoğlu’nun adını stadyuma vererek, Lefter’in, Can’ın isimlerini tesislere koyarak...
Bunlar şampiyonluklara eşdeğer davranışlardır.
Üstelik Fenerbahçe’nin sadece futbol değil, spor kulübü olduğunu da göstererek, voleybolda kızlar, erkekler, basketbolda kızlar, erkekler şampiyonluğu, futbol malum...
Neyse lafı uzatmayalım, Fenerbahçe o gece kupayı aldı...
Çünkü salon boşaltıldı, güvenlik amirini de kutlamak gerek, olayı tereyağından kıl çeker gibi çözdüğü için...