Hastalığın sonu

Kaç kere yazdık hatırlamıyorum.
Behçet Necatigil’in hastalıklarla ilgili şiirinden birkaç dize vardır:
“Hastalık-lar haram eder hayatı, yaşarken ölünür” der.
Dört dörtlük dizelerdir.
Hastalığın hayatı nasıl rezil ettiğini gördük.
Bu sefer elimize kalem alamadık.
Oysa yazılacak o kadar çok şey vardı ki...
Kenan Evren’in ölümü, Zeki Alasya’yı kaybedişimiz.
Demokratik olup olmadıkları belirsiz memleketlerde yeni düzenler gelir.
Siz hiç Kenan Evren’in cenazesi gibi bir cenaze gördünüz mü?
Hayır, görmemişinizdir.
Bu soruya uygun olmayan sonuçları böyle oluyor.
Hastalıklar insanı en ummadığı yerlerden vuruyor.
Ayakta olsaydık bir şeyler yazabilirdik herhalde...
Bir önemli kaybımız da “Gururla geçen 65 yıl töreni” olmuş.
O 65 yılın içinde bizim de bir çuval pirincin içindeki tane kadar hakkımız olmalıydı.
40 yıldan fazladır bulunduğumuz kurumda, böyle bir törende biz de bulunmalıydık.
Ama hastalık el vermedi.
Biri de hatırlamalıydı diye düşündük.
***
Genel Yayın Yönetmenimiz Fikret Bila “Gururla geçen 65 yılı” anlatırken şöyle demiş:
“Milliyet, yayın hayatına başladığı günden beri Türk basınının en etkili konumda olması nedeniyle ülke ve dünya gündeminin ciddi bir yayın organı olmuştur.”
Velhasıl böyle geçti, Tevfik Fikret’in Han-ı Yağması’nı anarak:
“Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak “
Tevfik Fikret 1912’de bunları söylemiş.
“Yiyin efendiler yiyin, bu hanı pür neva sizin.
Doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin!”
Büyük sözünden çıkılır mı?