Hava kurtların değil, hinoğluhin tilkilerin...

KURTLARIN dumanlı havayı sevip sevmediklerini pek bilemeyiz ama, “hinoğluhin tilkiler”in böyle havaları hiç kaçırmadıklarını çok iyi biliriz; duymuş değil, görmüşüzdür.
İktidar ile basın arasında geçimsizlik mi var, ya da iki gazete kapışıyor mu, “Hinoğluhin Tilki” hemen gömleğini, giyer, bir o yana, bir bu yana, iki tarafa koşar, akıl verir, yol gösterir, kapıdan kovsan bacadan girer....
* * *
GEÇMİŞTE iktidarda bulunanların “basın”ı sindirmek için neler yapabildiği, örnekleriyle doludur.
Resmi ilan dağıtımı, kâğıt fiyatlarının ayarlanması, yedek parça ithali için döviz tahsisi, gazete kapatmak, yazarlar üzerinde baskı kurmak gibi “türlü-çeşitli” örnekler vardır, son vergi örneği cümlenin malumu...
* * *

BU satırların yazarı 1959’da muhabirken, Tekirdağ Hükümet Konağı’nda, Başbakan Menderes’in neler söylediğini hâlâ hatırlar.
* * *
O günlerde Türkiye’nin ekonomisi bozuktu -kaç yıl düzgün oldu ki?”- döviz yoktu, neredeyse süpürge bile karaborsaya düşmüştü, “Demokrat Partili”ler, bunları yazan gazetelerden, bunları meydanlara taşıyan CHP’den şikâyet ediyorlardı.
Rahmetli Menderes dayanamadı:
“Bekleyin, bekleyin!” dedi:
“Ben, o Nadir’i pijamayla gece yarısı matbaaya getireyim de görsün!”
Başbakan’ın söyledikleri bilmece gibiydi, ama “mesele”yi bilenler, ne istediğini anlamışlardı...
Demokrat Parti teşkilatı gibi, Başbakan Menderes de “Cumhuriyet”in yayınından şikâyetçidir. CHP ile işbirliği yaptıklarını söyler. (Tuhaf şey, 50 yıl sonra Tayyip Erdoğan da böyle söyler).
Nadir Nadi de, kendisi matbaada olduğu sırada gazetede böyle haberler olmadığını, haberler geliştikçe gece çalışanların gazeteyi değiştirdiklerini söyler, “Ben o saatte evdeydim, haberim olmuyor ki!” der.
İşte Menderes’in “Ben o Nadir’i gece pijamayla gazeteye getireyim de görsün!” demesi bundandır.
Nadir Nadi pijamayla gelirse, haberlere sahip çıkacak, gazete muhalefet yapamayacaktır.
Menderes böyle düşünmektedir.
* * *
AKIL hocalarına gelince, “Hinoğluhin Tilki” demiştik ya, onların üstüne yoktur.
Erhan Bener “Bürokratlar”da anlatır. Bir kokteylde üç kişinin konuşmalarına istemeyerek kulak misafiri olur. İki işadamı gazetelerden yakınırlar; yazarların çoğu solcudur, önce bu gazetelerin ilanlarını kesmişler, ama gazeteleri yola getirememişlerdir, zaten onların boykotuna bazı işverenler de katılmamışlardır.
* * *
ÜÇÜNCÜ kişi bir yüksek bürokrattır, işverenlere bir başka öneri getirir:
“Şikâyet ettikleri iki gazete, şirket biçiminde yönetiliyordu, pay sahiplerinin hepsi aynı görüşte değildi. Ortaya büyük paralar konulursa, bu pay sahiplerinin payları satın alınabilir, böylece gazeteler ele geçirilebilirdi.”
Akıl hocası bu aklı verdikten sonra Erhan Bener’le göz göze gelir, yüzünde “Ya duyduysa!” endişesi vardır.
* * *
SONRA?
Sonra mı?
Bu akıl hocası, ileride siyasete atılır, “ilerici” sanılan bir partinin milletvekili olarak parlamentoya girer.
Nedir onlar nedir?
* * *
“KURT dumanlı havayı sever!” diye laf çıkarmışlar.
Asıl bunlara bakın!
Her fırsatta, her makama uyarlar, her şarkıyı çalarlar.
Yeter ki çalacak bir şey bulsunlar, ha nefesli, ha vurgulu...