Hayat hikâyesi renkli olmalı

Genelkurmay eski başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “20. Yüzyılın En Büyük Lideri” /Mustafa Kemal” adlı kitabı yeni çıktı. (Remzi Kitabevi)...
Hemen her kitapta olduğu gibi, bu kitapta da yazarın hayat hikâyesi var, şurada doğdu, burada okudu, şuradan mezun oldu gibi, kuru bir ifade...
Oysa Sayın Başbuğ’un hayat hikâyesi çok renklidir: “30 Ağustos 2010’da emekliye ayrıldı” diye bitmez, noktayı koyamazsınız.
* * *
Neyse biz yine, hayat hikâyesinin “kuru” bölümünden birkaç satırı aktaralım.
“İngiltere Kara Harp Akademisi ve NATO Savunma Koleji’ni bitiren Başbuğ, 1989’da tuğgeneralliğe terfi etti. Bu rütbeyle Belçika/Mons’ta Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı’nda (SHAPE) Lojistik ve Enf. Daire Başkanlığı ile 1. Zırhlı Tugay Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1993 yılında tümgeneralliğe terfi etti. Ardından Jandarma Asayiş Komutan Yardımcılığı ve Belçika/Mons’ta Mili Askeri Temsil Heyeti (NMR) Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1997’de korgeneralliğe terfi etti. 2. Kolordu Komutanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Başyardımcılığı görevlerinde bulunduktan sonra 2002 yılında orgeneralliğe terfi etti. Bu rütbeyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı, Genelkurmay II. Başkanlığı, I. Ordu Komutanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. 30 Ağustos 2010’da emekliye ayrıldı.”
Ne kadar “kuru bir hayat hikâyesi” değil mi?
Diyeceksiniz “askerin hayat hikâyesi bu!”
Evet, ama, Sayın Başbuğ’un hayat hikâyesinin bundan sonraki bölümü rengârenk...
* * *
Sayın Başbuğ, kendileriyle görüşmeye cezaevine gelen TBMM’nin görevlendirdiği milletvekillerine ne demiş merak etmez misiniz?
Edin, edin, edin ki bu memlekette bir Genelkurmay başkanının başına neler geleceğini görün.
Eskiler “ibret-i âlem” derlerdi.
İbret-i âlemden, herkes ibretini almalı...
* * *
Sayın Başbuğ milletvekillerine demiş ki:
“2002’de orgeneralliğe terfi ettim. İktidarla, sizlerle birlikte çalıştım, Sayın Başbakan’la, Sayın Cumhurbaşkanı ile haftada en az 1 kere görüşüyordum. Bu geçmişime rağmen savcılar beni cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmakla, yasadışı silahlı terör örgütü kurmakla suçluyor. 7 yıl boyunca bir taraftan her hafta Başbakan’la görüşüp aynı süre içinde bir silahlı terör örgütü nasıl kurabilirim? Bu iki taraflı bir garabet. Ortada bir terör örgütü yoksa suçlanıyor olmam garabet. Ortada silahlı bir terör örgütü varsa, TSK’nın başındaki Genelkurmay Başkanı olarak bir terör örgütü yönetmişsem daha büyük bir garabet, o zaman kapatın bu devleti. En son 3 kişiyi bu davaya dahil ettiler. Bir tanesi diyor ki: Ben PKK’lıyım, bir tanesi İBDA-C üyesi olduğunu söylüyor, diğeri DHKP-C’li. Bunlarla aynı davada yargılanıyor olmak utanç verici.”
* * *
Nasıl, “rengârenk” derken haksız mıyız?
Kim bilir, belki de, Sayın Başbakan bile gereksiz tutuklamalar için üzüntülerini beyan edip “maalesef” derken, bu tutuklamaları belirtmiş olabilir, bilinmez ki!