Her şey kokuyor...

Hiç lafa gelemeyiz, biri kalksın -hele bu yabancı biriyse- “Türklerin gözünün üstünde kaşı var!” desin, yeri yerinden oynatır, gök kubbeyi dinletiriz.
Geçen gün gazetelerde bir haber vardı, Türkiye’deki ABD basketbol takımının bir oyuncusu Danyy Grabger bir laf etmiş, haberin başlığına göre “saçmalamış!”
Ne demiş acaba?
Adam “Türkler deodorant kullanmadığı için kokuyor!” demiş...
Yalan mı söylemiş, yanlış mı söylemiş?
Bizim toplumun deodorant kullanmadığı ya da çok az kullandığı satışlarla bellidir.
* * *
Deodorant niye kullanılır?
Koku gidermek için...
Bize göre sorun deodorant kullanıp kullanmamak da değil, yıkanıp yıkanmamaktır.
Genellikle yıkanmaktan pek hoşlanmayız, bu yüzden de kokarız.
Deodorant yerine sabunla, şampuanla sık sık yıkansak kokar mıyız?
Amerikalının dediği doğru, herkes olmasa da birtakım insanlar kokuyor, asansöre binersiniz zehirli gaz gibi ter kokusu, otobüse binersiniz, ter kokusu, kir kokusu, daha beteri masanıza yemek getiren garson kokar.
* * *
Elbette, “Bütün Türkler kokar gibi bir sonuca varılamaz ama, bazıları yıkanmadıkları için kokmaktadırlar.”
Amerikalı basketbolcu böyle dedi diye “Vay sen kim oluyorsun da bunlar kokuyor!” diye saldırmak doğru mu?
Adam internette böyle bir laf etmiş, sonra öyle tepkiler gelmiş ki, dediğinden vazgeçip “Ben Türkleri çok seviyorum” demek zorunda kalmış...
* * *
Böyle huylarımız vardır, üstelik bir de bunları “milliyetçilik” kavramıyla sarıp sarmalayıp “Sen kim oluyorsun da böyle konuşuyorsun!” diyerek...
Bir tarihte, dışarıya kuru üzüm, incir satmışız, içinden taş toprak çıkmış, adamlar geri göndermişler, biz de o tarihte bu gazetenin yazı işleri müdürüyüz, bunun haberini yazdık diye az mı küfür yedik, hem de kendilerine “milliyetçi” diyen budalalardan...
Onun için Amerikalı basketbolcuya kızmayalım...
Hepimiz olmasa bile “bazılarımız” kokuyor, kokuyor bunu kabul edin.
* * *
Geçenlerde, Tayyip Erdoğan’ın Başbakan değilken, “Demokrasi bizim için araçtır, amaç değil” sözünü Nilgün Cerrahoğlu’na söylediğini yazmıştık, kaynak göstermiştik.
Nilgün Cerrahoğlu bundan duygulanmış, yazısının dipnotunda hem bize başsağlığı diliyor hem de şöyle diyor:
“Kaynak göstermek geleneğinin fazla yaygın olmadığı camiada, sürekli kullanılan bir söyleşimi, isim vererek sütuna taşıdığı için kendisine çok teşekkür ederim.”
* * *
Aslında bizim yaptığımız, bu mesleğin gereği, kural bu... Lakin ortada ne kural kaldı ne kaide, her gün bir örnek...
İşte Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner’i hedef alan haber:
“Orgeneral Aslan Güner, Korgeneral rütbesiyle Genelkurmay İstihbarat daire başkanıdır, İsrail’den dinleme cihazları aldırmış ve bu cihazlarla Türkiye’de bazı sivil kişilerin telefonunu dinletmiş.”
İddia bu!
Doğru mu?
Değil, Sayın Aslan Güner’in, bu cihazların alınması için hazırlanan belgenin altında imzası var.
Bu cihazların alınmasını içeren belge, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşan savunma sanayi icra komitesinde görüşülüp kabul ediliyor.
Cihazlar, Türkiye’ye gelmeden önce Aslan Güner, İstihbarat Başkanlığı görevinden ayrılıyor, başka göreve geçiyor, cihazlar Orgeneral Aslan Güner’in İstihbarat Başkanlığı görevinden ayrılmasından 10 ay sonra Türkiye’ye geliyor.
Peki, haberi yazanlar niçin bu araştırmayı yapmazlar?
Fikret Bila’nın yaptığı gibi...
Dedik ya ne kural kaldı, ne kaide...
Maksat, üzüm yemek değil, bağcı dövmek olunca...