İdam

İdam

Hasan PULUR

YİNE o "meşum" kelime ağızlarda, sütunlarda, ekranlarda dolaşmaya başladı:
"İDAM!"
Kültürümüzde bu kelimenin önemli bir yeri var. Kelle vurmaktan, ipe çekmekten kurtulamıyoruz.
İyi, kötü, az, çok demokratik ve hukuk devletinin seçilmiş Başbakanı Özal bile "Eski Osmanlı'da sadrazamların, biri bayramlık, diğeri idamlık iki gömleği varmış!" demiştir. Ona da aşağıdan "Ya ipe gidersiniz, ya ciple gidersiniz!" diye bağırılmıştır.
Birkaç yıldır, pek anılmayan idam lafı, yine ortaya çıktı, "Refah Partisi yöneticileri idamla yargılanabilir!" diye Yargıtay Başsavcısı'na dayandırılarak...
Oysa Başsavcı'nın, idam filan istediği yok!
Peki, nereden çıkıyor bu idam lafı?
Eğer Anayasa Mahkemesi Refah'ı kapatırsa, yöneticilerin de dokunulmazlığı düşüyor, partinin kapatılmasından sorumlu tutulanlar hakkında savcılar 146. maddeden dava açabilirler...
Yorum bu!
* * *
TÜRK Ceza Kanunu'nun 146. maddesi gereğince insanları idam etmek...
En son, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ı bu maddeden astılar.
Ama yıllar sonra, neden asıldıklarını "12 Mart"ın savcısı Baki Tuğ itiraf etti...
Vicdanları titreten ve donduran bir itiraf!
Hulki Cevizoğlu'nun, 2 Mayıs 1997'de "Kanal 6"da yaptığı "Ceviz Kabuğu" programının konusu "Dünü Bugünü ile 68'liler"di. Programın stüdyo konuğu "68'liler Birliği Vakfı" Başkanı Haşmet Atahan'dır, programa dışarıdan telefonla katılanlar da vardı. (x)
Bunlardan biri de, mahkeme savcısı Baki Tuğ'du...
Cevizoğlu, savcıya şu soruyu soruyordu:
"Hiç adam öldürmemiş bir insan, Deniz Gezmiş idam edildi. Bu bir hukuki karar değildi, bu bir siyasi karardı. Emirle gelen, verilen bir idam kararıdır, idam isteğidir, deniliyor. Siz ne diyorsunuz?"
Baki Tuğ'a göre, o tarihlerde Anayasal düzene karşı bir hareket vardır ve idamlar o hareketin topyekununa münhasıdır...
Şöyle diyordu:
"Eğer olayı sadece bir Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının olayı olarak ele alırsanız söylenenler doğrudur. Ancak olayı Türkiye genelinde gelişen hareket olarak ele alacaksınız ve bunu o şekilde ele aldığınız zaman da Türkiye genelinde topyekün anarşik olaylar olarak mütalaa ettiğiniz takdirde Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesi karşınıza çıkıyor.
(.......)
Zaten mahkemenin kararını Yargıtay'ın onayını, TBMM'nin tasdiki iyi okunursa, hareket bütün olarak mütalaa edilmiş, o şekilde değerlendirilmiş. Deniz Gezmiş ve arkadaşları da o şekilde idama mahkum edilmiştir. Yoksa ferdi hareket olarak ele alınmamıştır."
Yani onlar, bir hareketin seçilmiş kurbanları...
* * *
HULKİ Cevizoğlu, en can alıcı soruyu soruyor?
"İdam şart mıydı?"
Savcı Baki Tuğ'un cevabını, damarlarınızdaki kanın donması pahasına okuyun:
"Elbetteki idam cezası, şart değildi. Ancak biliyorsunuz Türk Ceza Kanunu'nun 59. maddesi sanıkların duruşmadaki tavırları ile ilgilidir. Duruşmada sanıklar birazcık eğer mahkemeye saygılı olmuş olsalardı, zannediyorum Türk Ceza Kanunu'nun 59. maddesi uygulanırdı ve bu gençler de idam edilmezlerdi. Ancak bu çocuklar mahkemede çok sert, haşin, mahkeme heyetine karşı olumlu davranış içerisinde olmadıkları gibi, eğer biz yaptığımız ihtilalde, yapacağımız ihtilalde başarılı olsaydık, sizleri burada yargılamazdık, hepinizi duvar dibine dizip bir kurşun şekliyle hallederdik, şeklinde de beyanda bulundular."
* * *
BUNA ekleyecek hiçbir şey yok, eğer bu memlekette üç insanın hayatına "mahkemeye birazcık saygı göstermedikleri için" son verilmişse, kimse ağzına bir daha idam lafını almamalıdır...
Mahkemeye "Birazcık saygılı" davransalarmış...
Onların, kendilerine olan saygıları yetmez mi!
Darağacının altında, inançlarını haykırmaktan daha büyük saygı olur mu?
---------------
(x) Toplumsal Dönüşüm Yayınları.

Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR