İlginç bir yol macerası...

Şair “Her ölüm, erken ölümdür“ der. Ölen için de geride kalanlar için de...
Ölümün iyisi kötüsü olmaz, ölüm acıdır, ölüm korkunçtur.
“Ölümlerden ölüm beğen!” diye bir laf vardır.
Ölümün hangisini beğeneceksin ki!
Acı çekerek, ıstırap çekerek ölüm vardır, bir de “uyuyup uyanmamak” diye de “üç gün yatak, dördüncü gün toprak” diye bir ölüm de vardır.
Ya maden ocağında, yerin dibinde canlı canlı mezara gömülenler? Bursa’daki kaza gibi, 19 insan toprağın altında...
* * *
Salı günü gazetelerde kocaman bir ilan vardı, Bursa’daki kömür madeninin sahibi olayı anlatıyor, bundan sonra neler yapılacağını belirtiyor, kazadan sonra madene ulaşabilmek için başına neler geldiğini sıralıyordu.
Kazada hayatını kaybedenlerin eş ve çocuklarına, ilk aşamada her bir aile bazında ve ileride tamamlanmak üzere 23 Aralık 2009 tarihinden itibaren 15.000 TL ödeme yapılacak...
Başka?
“Yetim kalan çocukların hepsinin en iyi düzeyde eğitim ve öğretimlerinin tamamlanması için gerekli olanaklar sağlanacaktır.”
Ayrıca öğretim sonrası, yetim çocuklara çeşitli sektörlerdeki işyerlerinde iş verilecekti, bunu da kamuoyu huzurunda taahhüt ediyorlardı.
Acı ne kadar büyük olursa olsun, destek, ölüm karşısında ne kadar küçük olursa olsun, yine de destekti.
* * *
Ya geçen gün denetim yaparken bir aracın altında kalan polis?
Acaba devlet onun geride kalan eşine ve çocuklarına hangi desteği sağlayacaktır?
Vali Muammer Güler “Bu bir cinayettir!” diyordu.
Evet, ama katil kim?
Neyse, gelelim Bursa’daki maden ocağının şirket adına sahibi Nurullah Ercan‘ın anlattıklarına, o da basından şikâyetçi:
“Olaydan sonra gerek yazılı gerekse görsel basınımızda yer alan bazı haberler, bilgilendirenlerin yanlış ve kasıtlı davranışı nedeniyle gerçeklerden uzak ve bu acılı günümüzde bizleri daha da üzücü ve yaralayıcı olmuştur. Çünkü hakkımızda bir yakalama ve tutuklama kararı olmadığı gibi, saklanmamız veya herhangi bir yere kaçmamız veyahut adalete hesap vermekten kaçınmamız da söz konusu olamaz. Kaldı ki, olayı duyar duymaz Mustafa Kemalpaşa’ya hareket etmiş olmamıza rağmen, geçirdiğimiz rahatsızlık nedeniyle Ankara’ya dönmek zorunda kalmış, doktorumuz müsaade etmediği halde 14 Aralık 2009 tarihinde tekrar kazanın meydana geldiği Mustafa Kemalpaşa ilçesine ve oradan kömür ocağına ulaşmış bulunmaktayız. Ancak, ocakta fenalaşmamız üzerine ve kimseyle temas kurmadan tekrar Ankara’ya dönmek durumunda kaldık. Dolayısıyla yazılı ve görsel basınımızda bu durumun aksine yönelik bazı haberler doğru olmadığı gibi, bunu kabullenmemiz de mümkün değildir. Nitekim, kendi isteğimizle adliyeye gittiğimiz ve konu hakkında ifade verdiğimiz Sayın Kamuoyunun bilgilerindedir.”
* * *
İlginç bir yol macerası...