İnsan canı, saygıdan çok, ama çok önemlidir

İnsan canı, saygıdan çok, ama çok önemlidir

Hasan PULUR

DENİZ Gezmiş ve arkadaşlarının idamına karar veren Sıkıyönetim Mahkemesinin savcısı Baki Tuğ'dan bir açıklama geldi. Hatırlayan okurlar olacaktır, geçen ayın 15'inde, "İDAM" başlıklı yazımızda, Baki Tuğ'un, Hulki Cevizoğlu'nun "Ceviz Kabuğu" televizyon programında Deniz Gezmiş ve arkadaşları için "Elbette idam şart değildi. Sanıklar birazcık mahkemeye saygılı olsalardı, TCK'nın 59. maddesi uygulanır ve bu gençler idam edilmezlerdi" dediğini hatırlatıp, savcının bu sözlerini "Vicdanları titreten ve donduran bir itiraf olarak" değerlendirmiştik.
İdamları şart olmadığı halde, "birazcık saygılı davranmadıkları için" hayatlarına son verilen üç insan...
Sizin vicdanınız titremez mi, sizin vicdanınız donup kalmaz mı?
Baki Tuğ'un açıklamasını, cevap hakkına saygımızdan dolayı yayınlıyoruz; fakat hem uzunluğu nedeniyle, hem de konuyla ilgili olmadığını düşündüğümüz bazı bölümleri çıkararak...
* * *
BAKİ Tuğ, "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını, ben, tek başıma idam etmedim ya!" demeye getirip şöyle diyor:
"Deniz Gezmiş ve arkadaşları konusundaki kararları 26 yıl sonra tartışmak isteyenler varsa, önce örgütleriyle, eylemleriyle olayları incelesinler, belgeleri araştırsınlar. Baş savcıyı, Mahkeme Başkanını ve hakimleri, Yargıtay üyelerini, idamı onaylayan TBMM üyelerini ve Cumhurbaşkanını tespit etsinler.
Baki Tuğ, yüzlerce kişilik bir toplulukta, sadece bir kişidir. Eğer idam kararı bir kişinin yanlışıysa, diğer kişilere neden engel olmadın, diye hesap sorsunlar. Senelerdir aynı konuda, sadece şahsımı hedef alarak yalan yanlış bilgi vermekten utansınlar."
Tuğ, açıklamasına şöyle devam ediyor:
"26 yıldır temcit pilavı gibi tekrar tekrar gündeme getirilen bu konu en kısa zamanda belgelerle kamuoyunun takdirine sunulacaktır. Devletin savcısı olarak yaptığım görev için, vicdanları titreten ve donduran bir itirafta bulunmak aklımın ucundan bile geçmez. Bu tamamen önyargılı kişilerin yakıştırmasıdır.
Nurhak dağlarında güvenlik güçleriyle savaşarak ölen Sinan Cemgil ve arkadaşları, Kızıldere'de 3 İngiliz teknisyenini öldürdükten sonra yine güvenlik güçleriyle savaşarak ölen Mahir Çayan ve arkadaşları ile Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yaşadığı olaylar arasında ne fark vardır? Tek fark iki grup savaşarak ölmüş, diğer bir grup yakalandığı için fiil ve eylemlerinden dolayı mahkeme kararı ile idam edilmişlerdir.
Anayasa'yı ortadan kaldırmak yerine Marksist, Leninist düzeni kurmak isteyen şehir ve kır gerillası eylemcilerinin illa da vuruşarak mı ölmesi gerekir? Mahkemeler neden vardır? Neden olaylar bu kadar saptırılıyor? İyi niyetle bu hali bağdaştırmak mümkün müdür?"
* * *
BAKİ Tuğ, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının siyasi değil, hukuki gerekçelerle idama mahkum edildiklerinde ısrar ediyor:
"Verilen kararların hukuki değil, siyasi, vicdani değil, emirle verilmiş olmasından söz etmek dahi yargıya karşı en azından saygısızlık ve ahlaksızlıktan başka bir anlama gelmese gerek.
O gün için bizler görevimizi, aklımızı, gönlümüzü, vicdanımızı incitmeden, mevcut kanunları gönül huzuru içerisinde uygulayarak yaptık.
Sıkıyönetim komutanlarının en küçük bir müdahalesi olmamıştır. Aksine özgür çalışmamız için her türlü yardımı yapmışlardır. Bu cümleleri vicdan huzuru içerisinde söylemeyi tarihe karşı bir görev kabul ediyorum. Bu hal böyle biline."
* * *
BAKİ Tuğ'un açıklamasını köşemizin yer imkanı içinde yayınlayabildik...
Özetle şunu söylemek isteriz:
Kendileri "Mahkemeye birazcık saygı göstermedikleri için" üç insanın idamı hak ettiklerini söylüyor, biz ise, saygının insan yaşamında çok değerli bir duygu olduğuna, ama insan canının da her şeyden değerli olduğuna inanıyoruz.
Velev ki, sanıklar "savcılara, hakimlere sövseler, tehdit etseler" dahi...



Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr