İsmet Paşa ve örtülü ödenek

“O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler’’ diye başlayan yazımız hayli ilgi çekti, bazı okurlarımızı da çok etkiledi.
Bunlardan biri de Hüsnü Akıncı, 1950-60’lı yıllara dönüş yaptı.
* * *
ORTAOKUL üçüncü sınıfta öğrenci; yaz tatilinde Mısır Çarşısı çevresinde işportacılık yapıyor, basit şeyler satıyor, pazar filesi, kerpeten, tornavida gibi şeyler. Akşamları da mallarını toplayarak gıda malzemeleri satan bir toptancının dükkânına koyuyor, dükkânda zeytin, peynir, yağ, bal çeşitleri var.
O akşam eve peynir götürecekti, peynirin kilosu bakkalda 5 lira, işportasını bıraktığı dükkânda ise 450 kuruş...
‘’Amca bir kalıp peynir verir misin?’’
‘’Veremem oğlum, ben toptancıyım.’’
Anlamadı, ısrar etti, ‘’Sizin için belki değil ama, benim için kiloda elli kuruş önemlidir, niçin vermiyorsunuz?’’
Dükkân sahibi biraz kızdı:
‘’Bak oğlum, ben kendi evimin ihtiyaçlarını dahi mahalledeki bakkaldan alıyorum. Ben toptancıyım, perakende satış yaparsam bakkallar çöker, memleketin dengeleri bozulur.’’
İşte Hüsnü Akıncı’nın ‘’Bu güzel insanlar nereye gittiler?’’ dedikleri insanlar bunlardı.
* * *
YIL 1962, Hüsnü Akıncı, hem eczacılık fakültesi ikinci sınıfta okuyor hem de muhallebicide çalışıyordu. Patronun bir muhallebici dükkânı ile süt hayvancılığı yapan ufak çapta bir çiftliği vardı. Her cumartesi günü Yenikapı’daki oduncudan 4 çeki odun alır, iki çeki dükkâna, bir çeki çiftliğe, bir çeki de eve giderdi.
Oduncu teklif etti:
‘’Patronuna söyle, her hafta seni böyle uğraştıracağına, uğraşacağına, üç dört aylık ihtiyacınızı toptan alsın, yine haftadan haftaya ödeyin!’’
Patron olmaz dedi:
‘’Eğer böyle yaparsak, toptan alırsak, moda olur, mal darlığı başlar, fiyatlar yükselir, bedelini fakir fukara öder.’’
Hüsnü Akıncı’nın ‘’Nereye gitti bu güzel insanlar?’’ diye aradığı insanlar buydu.
* * *
BİR okurumuz uyardı, ‘’Ali İhsan Göğüş’ün anılarından çok ibret verici birini atlamışsın, esas yazılıp ibret verici olarak yazılması gereken buydu’’ dedi.
1960’lı yıllar, İsmet İnönü’nün bağımsızlarla kurduğu koalisyon hükümetinde Turizm ve Tanıtma Bakanı Ali İhsan Göğüş. Kıbrıs’a yayın yapmak ve mücahitleri desteklemek için Anamur’da bir radyo istasyonu kurulacak, 1 milyon lira lazım, yok!’ Ali İhsan Göğüş, İsmet Paşa’ya çıkıyor, örtülü ödenekten bu parayı istiyor. İsmet Paşa’nın şartı:
‘’Bu parayı, bütçede aktarma yaparak, yine örtülü ödeneğe koyacaksın!’’
* * *
RADYO istasyonu iki ayda kurulur ve yayın başlar.
Lakin Ali İhsan Göğüş yakasını İsmet Paşa’dan kurtaramaz, ‘’Ne oldu, örtülü ödenekten aldığın parayı iade ettin mi?’’
Bir, üç, beş, İsmet Paşa yakaladı mı bırakmaz, hele hele milletin, devletin parasıysa...
Ali İhsan Göğüş bir gün her şeyi göze alır:
‘’Paşam, bu parayı, örtülü ödenekten aldığımız bu parayı, milli güvenliği ilgilendiren hayati bir konuda kullandık’’ demek ister.
İsmet Paşa bu, kabul etmez.
Sonunda bir milyon lira ‘’örtülü ödenek’’e aktarılır.
Ali İhsan Göğüş o günleri de hatırlar, bugünleri de yaşar:
‘’Düşünüyorum da o bir milyon lira için ne çok sıkıştırmıştı beni İsmet Paşa. Günümüzdeyse öyle başbakanlar görüyoruz ki, seçim kampanyalarında çalışacağım, diye örtülü ödenekten dolandırıcılara para dağıtıyorlar.’’ (Remzi Kitabevi)
* * *
EVET, o güzel insanlar, o güzel atlara binip nerelere gittiler?
Boşuna sormayın, onları son kez görenler de peşlerine takılıp gittiler.
Kalanlar ortada...