Oh olsun size Onur Hoca! Sizin bunca yıl okuyup, üniversiteye asistan, profesör oluşunuz bunun için miydi?
Hadi diyelim “profesör” oldunuz da seçtiğiniz bölüme bakın...
“Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı...”
Bu da yetmemiş, bu bilim dalının Kocaeli Üniversitesi’ndeki bölüm başkanlığına seçilmişsiniz.
Hadi buraya kadar katlanalım da, ya bundan sonra...
“Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası belediye başkanları, sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu Dilovası’nda yaptığı son araştırmada ilçede yaşayan annelerin sütü ile bebeklerin dışkısında ağır metaller tespit edildiğini kamuoyuna duyuran Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Şikâyeti yerinde bulan savcılık Hamzaoğlu hakkında hazırladığı dosyayı, söz konusu fiilin niteliğinin incelenmesi için rektörlüğe gönderirken, sivil toplum kuruluşları imza kampanyası başlatarak Hamzaoğlu’na sahip çıktı. Şu ana kadar 5 binden fazla imza toplandı.
Prof. Hamzaoğlu, ağır sanayi kuruluşlarının merkezi olan Dilovası’nda 2005’te TBMM Araştırma Komisyonu’nun isteği üzerine bir çalışma yaptı. Bu çalışmaya dayanarak 2006’da rapor hazırlayan komisyon, ‘Kanserden ölümler ortalamanın 3 kat üstünde, bölgede kapasite artışı durmalı’ dedi. Ancak yıllar geçti kapasiteler daha da arttı. Bunun üzerine Hamzaoğlu 2011 başında ‘Annelerin sütünde ve bebeklerin dışkısında arsenik, cıva gibi metallere rastlandığı’ bilgisi içeren son raporunu basınla paylaştı. Ne olduysa bundan sonra oldu.”
Buna ne buyrulur?
* * *
Sizden bir rapor istemişler, etliye sütlüye karışmayan binlerce rapor gibi...
“Kanser tehlikesi var!” diye halkı kışkırtmak ne oluyor?
Şikâyetçi olanlar da, halkın oyuyla seçilip gelenler, sizin gibi tepeden inmeler değil.
Üstelik bir de emir algınız, görevli kılındığınız makama bakış:
“Türkiye Millet Meclisi Araştırma Komisyonu’nun...”
Onlara ne oluyor?
Kendilerini seçen halkın sağlığıyla ilgilenmek onlara mı kalmış ya da seçilmiş belediye başkanlarına mı?
Hem etliye karışmayacaksınız, hem sütlüye karışmayacaksınız, hem de halkı kışkırtacaksınız. (x)
* * * 
Biz de 40 yıl önce böyle bir halt karıştırdık da, Allah rahmet eylesin kumandanımız Osman Kösebay sayesinde paçayı kurtardık, “Dişçi Metin”in kulakları çınlasın.
Bir cumartesi akşamı, yedek subayız, nöbetçiyiz, bir telefon “Asteğmen, ben dişçi Metin... Çok acele gel!”
Koştuk, mutfağın önünde bir kalabalık, ağzı laf yapan biri bağırıp çağırıyor, sizi şikâyet edeceğim diyor.
“Dişçi Metin” nöbetçi tabip, yerde kesilmiş, yüzülmüş yarım sığır:
“Bu et bozulmuş, kokmuş, kurtlanmış... Sen olsan alır mısın?”
“Hiç alınır mı?”
“Dişçi Metin” eti almak istemiyor, biz de kendisine katıldık:
“Bu et kokmuş yahu?”
* * *
Adam çaresiz, aldı, eti et arabasına koydu, “Dişçi Metin” onu da önledi:
“Hayır bu eti sana iade bile etmeyeceğiz, çürümüş, kokmuş, kurtlanmış eti belki bir yerlere yutturursun!”
Peki n’olacak?
Açtı kanunu okudu:
“Hıfzısıhhaya göre, eti imha edeceğiz.”
Müteahhidin adamı çıldırdı, “Dişçi Metin” emretti, aşçı yamağı yarım çanta benzin getirdi, etin üzerine döküldü, faşşş...
* * *
Adamın çalmadığı kapı kalmamış:
“Etimi yaktılar!” diye
Kumandan da herkese raporu okumuş...
Sayesinde paçayı kurtardık.
Allah rahmet eylesin!

(x) Milliyet 20 Mayıs 2011 Tahsin Aksu

Etiketler