Karışık...

Başbakan Erdoğan’ın aklına nereden gelmişse gelmiş, “sosyeteye” laf etmiş.
***
Aklımıza Cem Karaca’nın bir taşlaması geldi:
“Her zamanki köşenizde / her zamanki barınızın / önünüzde viski ve havuç / ve bir eliniz çenenizde.
Kaşınız hafifçe yukarıda / bakışlarınız ne kadar ilginç / hiçbir şey üretemeden sadece eleştirirsiniz.
Sinemadan siz anlarsınız / tiyatrodan müzikten, / heykel, resim, edebiyat, sorulmalı sizden.
Ekmeğin fiyatını bilmezsiniz / ama ekonomik politika... / Karılarınızı döverken siz / ne kadar da bilimselsiniz.
Bu yaz yine güneydeydiniz / bol rakı, güneş ve deniz, / Her şey bir harikaydı, ancak yerli halkı beğenmediniz.
Burda da orda da o aynı barlar, hep o yarım porsiyon aydınlık!
Aynı çehreler aynı laflar / vallahi hiç değişmemişsiniz.”
***
Başbakan durup dururken söylemedi ya!
Hukuk âlimi Ebu’l Ulâ Mardin’i öğrencisi anlatıyor:
“İmtihanlarını da gayet ciddi şekilde ve adaletli bir not sistemiyle yapardı. Bunu bütün öğrencileri söyler ve bazıları da yazmışlardır. Hatta bununla ilgili başı garip sonu hoş bir hikâye de vardır. İmtihan ettiği haylaz fakat zeki bir talebe sözlü imtihanda sorulara cevap verirken nasılsa hocanın sesini, tavırlarını ve kullandığı kelimeleri taklit ederek bir öğrenci konuşur. Hoca elindeki listeye kaydettikten sonra idare eden yetkiliyi çağırtarak, hocasını taklit eden bu talebe hakkında gereken muamelenin yapılmasını ister. Notlar asılınca o çocuğun tam not aldığı hayretle görülür.
Yaptığından utanan çocuk hayretle ve pişmanlıkla hocaya koşar ve bu durumun sebebini öğrenmek ister ve ‘Ben sizi ilimden imtihan ettim, edepten değil’ cevabını alır. İmtihanda kendisine sorulan soruların cevabı hakkında en ufak bilgisi olmadığı halde, hocaların bazen dalgın ve yorgun olmasından istifade ederek, aklına geleni söyleyen öğrencilere her zaman rastlanır. Buna ‘balık tutmak’ denir. Belki oltaya gelir anlamındadır. Zeki, dikkatli E. Mardin gayet usturuplu cümleler ve doğaya benzeyen ifadelerle işi gargaraya getirmek isteyen talebeyi sabırla dinler ver: “Gayet güzel konuşuyorsunuz, sizi gelecek eylülde yine dinlemek isterim” diyerek sessizce layık olduğu notu verir.”
***
Bergama’da bir mezar taşı...
MEHMET HİNDİ KADIOĞLU RUHUNA FATİHA... diye yazıyor; anlaşılıyor ki mezar taşını yazdıran merhumun büyük oğlu.
“Mal bıraktın, mülk bıraktın üşüştük
Kavga ile niza ile bölüştük
Üç beş karış toprak için dövüştük
Mezarında hüzün ile yat baba
***
Çocukların etsinler diye rahat
Satmadın da geçindin kıt kanaat
Evladından sana olsun nasihat
O Dünya’da malın varsa sat baba!”
***
Washington’da 2. Dünya Savaşı’nda Hitler ve Naziler tarafından ölüm kamplarında, gaz odalarında katledilen Yahudilerin anısına kurulan bir müze varmış, Holokost Müzesi...
Müzenin görünür bir yerine Papaz Martin Niemoller’in şu şiirini asmışlar:
“Önce sosyalistleri topladılar
Sesimi çıkarmadım
Çünkü ben sosyalist değildim.
***
Sonra sendikacıları topladılar.
Sesimi çıkarmadım,
Çünkü sendikacı değildim.
***
Sonra Yahudileri topladılar,
Sesimi çıkarmadım;
Çünkü Yahudi değildim.
***
Sonra beni almaya geldiler;
Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.”
İsteyen istediği gibi yorumlasın, isteyen kıssadan hisse çıkarsın...