KARŞI DEVRİM...

Onlar şaşıyor, biz de onlara şaşıyoruz. Perşembenin gelişini, kaç çarşambadan önce görüp “Bu karşı devrimdir” diyenler, şimdi telaşa düşüp işin yeni farkına vardılar.
Böyle olunca da bir telaş, bir kuşku...
Oysa dedik, devrim oldu, oluyor!
Ne devrimi mi?
Atatürk devrimlerine karşı devrim...
Hem de kanlı, bıçaklı, tanklı tüfekli değil, suhulet ve sükunet içinde uyutarak...
***
Sağolsun, Bekir Coşkun geçenlerde “karşı devrim”in icraatını tek tek anlatıyordu...
Ama bize sorarsanız, devrimin ilk nişanesi, ilk sembolü, başörtüsüdür.
Tam tarihini bilmiyoruz ama başörtüsü tartışması ilahiyat fakültesinde bir kız öğrenci tarafından başlatıldı. O, şimdi Ekonomi Bakanı olan Ali Babacan’ın halası, fakülteye “türban”la gelince “karşı devrim”in ilk işaret fişeği patladı.
***
Uzun lafa gerek yok, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ının eşleri “türbanlıdır”lar, gerisine gerek var mı?
Rahmetli Erbakan, türbanlı kızları yüreklendirmek için “rektörler size selam duracak!” diyordu, bıyık altından gülenler vardı.
Şimdi ne rektörü, kimler selam durmuyor ki!
Sevgili Bekir Coşkun, geçenlerde son günlerin yekununu tutmuş, bakın neler olmuş:
“- Spor müsabakaları türbanla açılmış...
- Tiyatroyu erkek ve bayan diye ayırmışlar.”
Bekir Coşkun sadece olanları değil, “olacak” olanları da sıralamış:
“- Türbanlı milletvekili yargıç savcı dönemi başlıyor.
- İçki yasağı uygulayan il sayısı artmış.
- Okullardan sonra, yurtlarda da Kuran kursu açılıyor.
- Harem selamlık ayırımlı otobüsler, birçok ilde çalışıyor.
- Gençlik kamplarında kız, erkek ayrıldı.
- İmam Hatip’e dönüştürülecek okul sayısı 5 bin oldu.”
Ve son uygulama:
“Çocuklara dağıttıkları kitaplarda penguen başörtüsü taktı, Örümcek Adam da namaza durdu.”
***
Ya ne olacaktı?
İlahi Bekir Coşkun, sen de safderunlara döndün.
Karşı devrim, karşı devrim diye yırtınıyoruz, aldıran yok!
Tıpkı “Bu terörle nereye varılacağını görürsünüz”, dediklerimizin, “şimdi İmralı sahillerinde” şarkısını terennüm ettikleri gibi.
***
Yeni Kültür Bakanı Ömer Çelik, Anadolu Rum ve Yahudilerine davetiye çıkarmış:
“Anadolu’ya buyurun dönün!
Aman ne iyi, eski dostlarımız Niko’ya, Yorgo’ya, Mişon’a kavuşur eski günleri anarız.
İyi de bunlar akşam oldu mu meyhane isterler, taverna sorarlar...
O zaman ne yapacağız?
Valileriniz içkiyi yasaklıyorlar siz davet ediyorsunuz.
Kabak yine bizlerin başına patlayacak.
Hem söyler misiniz Ermenileri niye çağırmadınız?
Üstelik onlar Osmanlı’nın tebayı sadıkası...