Kim bu gazeteciler?

Beyit, sanırız “Yenişehirli Avni”nindir: “Onlar ki verir dünyaya nizamat Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde”
Türkçesi:
“Onlar dünyaya nizam vermeye çalışırlar/Oysa kendilerinin bin türlü sapması, yanlışı, hatası vardır”
Bu beyit, ibret olsun diye kullanılır.
Kendi yaptığına bakmayıp âleme nasihat verenler için...
Hani “Sırtındaki kambura bakmaz, Palandöken’e odunla çıkar” diyen Erzurumlu gibi...
* * *
Niye yazıya böyle girdik?
Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Vedat Akgiray, geçenlerde çok ağır bir suçlamada bulundu; lafın tekniği bir yana, adam “Bazı ekonomi yazarları borsa oynuyorlar” dedi.
Nasıl oynuyorlar?
* * *
Önce Sayın Akgiray’ın ne dediğini tam yazalım:
“Bu basın mensuplarının kayıtları elimizde... Yazı yazmadan önce pozisyon alan gazeteci suç işliyor, demektir. Bu kişilerin okuruna, ben de bu kâğıttan aldım, demesi gerekir.”
Bizim gibi bu karışık işlerden anlamayanlar olduğunu düşünerek borsa işinin erbabından sorduk, anlattı...
“Bak bu iş şöyle olur... O sözü edilen gazeteci, bir holdingin hisse senetlerini toplar. Sonra bir gün gazetesine bir haber yazar, kâğıtlarını topladığı holding çok güçlü bir başka holdingle işbirliği yapacaktır. Haber gazetede yayımlandığı gün gazetecinin elinde olan hisse senetleri patlar, fiyatlar yükselir, gazeteci de elindeki kâğıtları yükselen fiyatla satar. Aradan bir süre geçer, bu defa aynı gazetede aynı gazetecinin bir başka haberi çıkar, işbirliği yapacaklarını duyurduğu haber gerçekleşmemiştir. Haber çıkar çıkmaz, gazetecinin yüksek fiyata sattığı hisse senetleri düşer. Gazeteci de hisse senetlerini, kısa dönemde, düşük fiyatla toplar.”
* * *
Herhalde, bunun kârı nerede diye sormazsınız...
Adamlar durup dururken “paralı” olmuyor.
SPK Başkanı’na bir maruzatımız var.
Bu konuyu “gerekirse” diye şarta bağlamanın gereği yok, açıklayın, kim bunlar, sizin bildiğinizi âlem de bilsin!
* * *
Neyse ki yalnız değiliz, bizim gibi düşünenler de var.
Oğuz Karamuk (Star), Ergun Babahan (Star), Mehmet Y. Yılmaz (Hürriyet), Sevilay Yükselir (Sabah), Cengiz Semercioğlu (Hürriyet/Kelebek).
Onlar da “Kim bunlar?” diye soruyorlar.
* * *
Kişisel değil, kurumsal bir olay, hangi kurumu ilgilendiriyor?
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni...
Tavırlarını belli etmeye mecburlar.
Eğer bizim de bir süre yönetim kurulu üyeliğini yaptığımız cemiyet, burada susacaksa, nerede konuşacak?
Neden “mecbur”lar?
* * *
Okuyun:
“Yasalarla yasaklanmış olmasa dahi, gazeteci elde ettiği ekonomik-mali bilgileri, geniş biçimde yayımlanmadan önce kendisinin yahut yakınlarının çıkarları için kullanmamalıdır.
Gazeteci, hakkında haber ve yorum yazdığı ya da yazmayı tasarladığı taşınır ve taşınmaz kıymetlerin doğrudan veya dolaylı alım satımını yapmamalıdır.”
Evet, mecburiyet buradan geliyor, çünkü yukarıda okuduğunuz bu “mecburiyet”, 18 Kasım 1998 tarihinde Gazeteciler Cemiyeti’nin kabul ettiği bildirgedendir. (x)
* * *
Biz yıllar önce, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir dedik diye, bizi “dinozor” ilan edenler bugün köşelerinde ağlaşıp duruyorlar:
“Ne acıklı bu durum değil mi? 80’lerde Özal’dan nemelanan gazetecilerin ortaya çıkışından beri, medyanın bir kısmı pastadan pay kapmak peşinde. Ne doymak bilmez bir iştah, ne büyük bir para hırsıymış meğerse...”
Yaaa, yaaa, uyandınız mı, günaydın, sabah şerifleri hayırlı olsun, bonjour, good morning!
————————
(x) Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi