Kim dondurdu zamları kim yaptırdı binayı?

Kim dondurdu zamları kim yaptırdı binayı?

Hasan PULUR

"BU nasıl devlet?"
"Böyle devlet olmaz!"
"Devlet dediğin sözüne sahip çıkar!"
Kimbilir, günde kaç kere bunlara benzer sözler söyleyip, isyan ediyor, ya da dinliyoruz!
Tabii devleti, sizin, bizim gibi, eli, ayağı, kolu, bacağı olan, düşünen, konuşan bir yaratık kabul ederseniz, haklısınız...
Bu devlet ölümlerden ölüm beğenmeli, kırk katırdan da, kırk satırdan da nasibini almalıdır...
* * *
KEŞKE öyle olsa!
Oysa "devlet"i bu hale getirenler, kendilerini devlet adamı sanan, devlet adamı müsvetteleridir.
Kimdir bunlar?
Bizler!
Fiyatların altı ay dondurulacağını kimler söyledi?
Bizler söyledik!
Ne Başbakan Yılmaz, ne Bakan Güneş Taner...
"Bizler" kim mi?
Gazeteci Hasan, bakkal Rıza, nalbur İdris, lağımcı Celal, kasap Emin, memur Şener, işçi Raşit...
Hepimiz bir araya geldik, "Altı ay zam yok!" dedik, "dondurduk!" dedik, "Herkes aklını başına alsın, zam yapmasın!" dedik...
Derken rahmetli Özal'ın seçtirdiği, 18 Türk büyüğünden, Devlet Bakanı "purolu adam" Güneş Taner, dayanamadı, duruma el koydu, "Öyle şey olmaz!" dedi:
"Döviz fiyatlarındaki artış, fiyatlara yansıtılır. Kim söyledi, fiyatlar dondurulacak, diye..."
İşte devlet adamı dediğin böyle olur, bizler gibi abuk, sabuk gazeteci, bakkal, manav, kasap gibi devlet adamı müsvetteleri, kim oluyor da fiyatları donduruyor!!!
Herkes haddini bilmeli...
* * *
BAZILARI da sorup dururlar?
"Devlet nasıl olmalı?"
Devlet öyle olmalıdır ki, sırasında Cumhurbaşkanı'na bile yapı ruhsatı sormalıdır!
O ne demek mi?
Anlatalım!
Perşembe günü Milliyet'in yedinci sayfasında Önay Yılmaz'ın bir haberi vardı, başlığı "Boğaz'a ikinci Çankaya" idi.
Kalender Orduevi'nin hemen yanındaki Cumhurbaşkanlığı'na ait Huber Köşkü'nün arkasındaki sırta kocaman beton bir bina yapılıyor, burası öngörüm alanı SİT belgesi, çivi bile çakılması yasak... Ama bitmek üzere olan bu binadan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun bile haberi yok!
Ya Belediye?
Boğaziçi İmar Müdürü ise mazeret beyan ediyor:
"İnşaattan haberimiz var, lakin ayrıntılı bilgi isteyemedik. Muhatabımız Cumhurbaşkanlığı olduğu için projeyi incelemeden ruhsatı verdik, Cumhurbaşkanı'na gidip ruhsat soramayız!"
* * *
EĞER devlet varsa, devletin yetkilisi Cumhurbaşkanı'na da gidip ruhsat sorabilmelidir.
Garibanın gecekondusunu yıkmak marifet değil.
Ama Cumhurbaşkanı sayımda bile görevliye nüfus kağıdını göstermeden "Yaz, yaşım yetmiş!" diyebiliyorsa, kimse gidip ona "Bu binayı nasıl yapıyorsunuz, ruhsatı nerede, projesini görelim!" diyemez.
Diyemediği için de, devletin devlete benzemesi mümkün olamaz.
* * *
GEÇEN gün okurlarımızdan Turgut Öztaşkın, Hilmi Uran'ın "Hatıralarım"dan bir olayı hatırlatıyordu...
Yıl 1918, Birinci Cihan Savaşı sonu, Sovyet ihtilalinden sonra Ruslar Kars'tan çekilmiş, Hilmi Uran, Mülkiye müfettişi olarak Kars'tadır. İleride Cumhuriyet döneminde Bayındırlık, Adliye ve İçişleri Bakanlığı ve CHP Genel Başkan vekilliği de yapacak olan Hilmi Uran'a İstanbul'dan gelen jandarma yüzbaşı kötü bir haber getirir, yangın çıkmış, Haseki'den Samatya'ya kadar bütün mahalleler kül olmuştur. Eyvah, Hilmi Uran'ın ailesi de Haseki'de oturmaktadır.
Kars'ta ne postane vardır, ne telgrafhane, tek çare ordu kanalından yararlanarak İstanbul'a telgraf çekmektir. Hilmi Uran da ordu kanalıyla İstanbul'a telgraf çekerek, bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'ndan bilgi ister, Başkandan, Hamit Bey'den bir süre sonra cevap gelir:
"Eviniz yanmıştır, eşyanız kısmen kurtulmuştur. Aileniz sıhhattedir, özel bir işiniz için çektiğiniz resmi şifre (telgraf) bedelini ödeyiniz."
* * *
NASIL bir devlet mi?
İşte böyle bir devlet!




Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr