‘Ko-Medya’ gitsin...

SEVGİLİ Bekir Coşkun geçenlerde yakınıyordu: “Ajda Pekkan’ın bacaklarını yazdım, birinci sayfaya aldılar; benim birinci sayfaya girecek başka yazım yok muydu? Tatilden dönüşümü belirten spotlar dışında, birinci sayfada gösterilmeye değer bir yazım yok muydu?”
Biz de dedik ki:
“Demek ki yokmuş! Yoksa genel yayın yönetmenlerinin şehzade ve sultanlarına gösterilen ilgiyi senin de yazılarına gösterirlerdi. Hem şükür et ki, tatilden dönüşünü birinci sayfadan duyuruyorlar, buna da hasret olan var!”
*    *     *
BEKİR coşkun güçlü ve kuvvetli bir yazardır, o yazısının daha mürekkebi kurumadan, perşembe günü baktık, yazısı birinci sayfada... Ertuğrul Özkök bir yazı yazmış, Sayın Başbakan ve eşinden olmayacak bir şey istemiş, “Boğaz’da bir balıkçı lokantasına gidin, içki içmeseniz bile, yan masalarda oturanlarla boş kadeh kaldırın, yeter!” demiş.
*    *     *
BEKİR Coşkun da “Çok beklersin Ertuğrul Özkök” diye cevap verince hemen yazısını birinci sayfaya almışlar.
Demek birinci sayfaya çıkmak için ille şehzade ve sultan olmak gerekmiyor, bu da bir yol, bir yöntem!
Urfalı ne demiş:
“Hakkında hayırlı olsun!”
Bizim ki de tereciye tere satmak!
Urfalıya Urfa lafı satıyoruz.
*    *     *
YALÇIN Pekşen, kendi değerini kendisi bilmeyen önemli bir yazardır, son kitabının adı “Ko-Medya” (x)
Örneğin Yalçın Pekşen “yazı tarzları” diye bir seçim yapmış, özetlemeye çalışalım...
“Ağır Ol Molla Desinler Tarzı/Anlamı kolayca çözülemeyen hatta anlamsız bir cümleyle işe girişerek, okurun cesaretini ilk cümlede kırıp, çoğunu başlarda kaçırma yöntemi.”
“Yalaka Tarzı/Bunlar hem gerçek, hem mecazi anlamda uyanık yazarlardır. Gerçek anlamda uyuyamazlar, çünkü gecenin ilerlemiş saatlerinde Başbakan veya Cumhurbaşkanı tarafından uykularından uyandırılırlar, Konut veya Köşk’e çağırılırlar, kendilerine neyi nasıl yazmaları hissettirilir, hisli arkadaşlardır.”
*    *     *
KUVVAİ Milliye Tarzı/Atatürk’ün kurduğu laik demokratik cumhuriyeti, Atatürk ve laikliği savundukları için yadırganan yazarların tarzıdır. Sayıları iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar azalmıştır, toplumun yobazlaşmış fertleri arasında, astronomik boyutta sanılırlar.”
*    *     *
MEĞER “yazar” denince ne cinsleri varmış, okudukça biz de şaşırdık, lakin şu cinsi hiç yadırgamadık:
“Yazılarını büyük otellerin veya lüks lokantaların bir köşesinde yazarlar. Zevkten dört köşe olmuş köşe yazarlardır. Karşılaştıkları şaşırtıcı durumları, lezzetli yemekleri, kendilerinden hesap istemeyen otel müdürlerini, lokanta sahiplerini ballandıra ballandıra anlatırlar.”
Neyse ki bunları iyi tanıyoruz, arada sırada “Ben bir yemeğe satılacak adam mıyım!” demeseler kimse onlardan şüphelenmez.
*    *     *
KADIN yazarlar...
Aman, aman ha!
Yalnız Yalçın Pekşen’in bir tespitiyle yetineceğiz:
“İnternet sitelerinde en çok tıklananlar bunlardır; itiraflar gırla gidiyordu. Böylece ortaya çıktı ki, ülkede sadece ekonomik yaşam, sosyal yaşam değil, aşk ve seks yaşamı da felaket durumdaydı. Alt alta, üst üste bir durum yaşanıyordu ama, orgazm olan pek yoktu.
Derken bu kadın yazarlar çocuk sahibi olmaya başladılar, bu kez bebek bakımı hakkında da epey bilgi edinildi.”
*    *     *
BAZI kitapların, broşürlerin kapağında “Bilmem ne hakkında her şey!” diye yazar.
Yalçın Pekşen’in kitabı da “medya hakkında her şey!”
Hele “dönmüş yazarlar” ile “dönmemiş yazarlar”ı anlatımı...
———————
(x) Say Yayınları. Çizimler: Emre Ulaş