Kraliçe’nin yatında patron eşi ve sevgilisi

İNGİLTERE Kraliçesi Elizabeth’in bundan önceki ziyaretiyle ilgili anılar yazıldı; önce Büyükelçi Oktay Aksoy, sonra o tarihte Kültür Bakanı olan Talat Halman...
Aslında anıların güzeli, o tarihte Basın Yayın Genel Müdürü Altemur Kılıç’tadır ya!
‘’Altemur Abi’’ anlatmıştı; Efes antik şehri geziliyor, şehrin genelevi de var, Kraliçe Elizabeth merak ediyor, ‘’Burası ne?’’ diye... Kimse söylemeye cesaret edemiyor, kocası Edinburg Dükü Philip, kestirip atıyor:
‘’Kerhaneymiş canım!’’
* * *
BİZİM de kendimize göre bir anımız var...
‘’Sen kim, Kraliçe ile anısı olmak kim!’’ demeyin, bire bir olmasa bile, naklen oluyor.
Eğer yaşıyorsa kulakları çınlasın, öldüyse toprağı bol olsun, İngiltere’nin İstanbul’da bir basın ataşesi vardı: Mr. Hyde...
Hani bir yeri iyi bilenler için ‘’Orası ondan sorulur’’ denir ya, o tarihte de Babıâli de ‘’Mr.  Hyde’’dan sorulurdu. Babıâli yokuşuna bir girer, çıkarken bütün haberleri, dedikoduları toplar, götürürdü, hele dedikodularda üzerine yoktu. Kim kimle kavgalı, kim kimle dost, siyasi ve aşki ilişkilerde son durum, kim yakında başka gazeteye geçecek, patronla hangi yazar geçinemiyor?..
Bütün bunlar Türkçeyi iyi bilen Mr. Hyde’dan sorulurdu.
* * *
İNGİLTERE Kraliçesi Türkiye’ye gelmeden önce Mr. Hyde burnundan soluyor, bir gün bize uğradı, takıldık:
‘’İşin zor, patroniçen geliyor!’’
‘’Zorluk ondan değil, sizinkilerden geliyor!’’
* * *
GEL de meraklanma, biraz sıkıştırınca okudu... Meğer o tarihte, gazete patronlarından birinin sevgilisi tutturmuş:
‘’Kraliçe’nin yatında vereceği davete ben de gideceğim!’’
Patronun ayrı yaşadığı karısı da tutturmuş:
‘’Ben de gideceğim!’’
İngilizleri almış bir telaş, ikisini birden Kraliçe’ye nasıl takdim edecekler?
İki kadın da ısrarlı...
* * *
AYRI ayrı olsalar bile, ikisi de yata gitmiş, Kraliçe’ye takdim ediliyorlar, önce patronun resmi eşi, haklı olarak kendini tanıtmış, sıra gelmiş sevgiliye, takdim edenler kem küm ederken Edinburg Dükü halden anlamış, ‘’Olabilir molabilir!’’ diye lafı geçirtmiş...
Bu olay, o yıllarda, Babıâli’de en çok konuşulan olaydı, ama yazılmadı...
Şimdi olsaydı!
‘’Az sonra!’’ diye başlarlardı.
Hayal etmek bile güç!
* * *
ANILARDAN başladık, bir anı da spordan...
Yunanistan’ın Panathinaikos kulübü taraftarları maç boyunca Türkiye’den göç eden Rumların kurduğu AEK’ya ve Türkiye’ye küfretmişler... Yunan spor mahkemesi küfredenleri suçsuz bulmuş, savunma avukatı, çoğu erotik olan küfürlerin, futbol kültürlerine uygun olduğunu söylemiş, mahkeme de bunu kabul etmiş...
Rahmetli Osman Solakoğlu anlatmıştı. Ankara’daki uluslararası bir basketbol turnuvasında o gün Finlandiya ile Yunanistan maçı var; bizim seyirci, önünü arkasını düşünmeden başlamış Yunan takımına küfretmeye...
Oysa maçı Yunanlıların kazanması Türkiye’ye yarıyor.
Solakoğlu, bizim amigoları çağırmış, anlatmış, ‘’Yunanlılara küfretmeyin, destekleyin!’’ demiş...
Biraz sonra salon inlemeye başlamış:
‘’Ya, ya, ya, şa, şa, şa, i..e Yunan çok yaşa!’’
Ne de olsa aynı sahillerin çocuklarıyız, biz hem bize benzeriz, hem de Yunanlıya...
Onlar da bize!
Ne yani ‘’Hepimiz Yunanlıyız!’’ mı?
Yooo, o kadar da değil!