Lahmacundan önce, lahmacundan sonra...

AYDIN Boysan, İstanbul’un tarihini ikiye ayırır:    “Lahmacundan önce, lahmacundan sonra!”
Geçen gün Taksim’deki The Marmara Oteli’nin altındaki “Kiçinet”te yemek, içecek listesine bakarken “lahmacun”u görünce aklımıza Aydın Boysan‘ın bu benzetmesi geldi. “Lahmacunlu İstanbul” gelişiyor, genişliyordu ve yükseliyordu.
* * *
ŞİMDİ bazıları biraz da kızgın soracaklar:
“Sen lahmacun sevmez misin?”
Hem severiz hem de yeriz, bizim yaptığımız sadece bir tespit, “Lahmacunlu İstanbul”un sınırlarını belirtmek için...
* * *
SAĞ OLSUN, Aydın Boysan ağabeyimiz, her fırsatta “Beni yazarlığa Hasan başlattı” der. Doğrudur ama, bu kadar tekrarı bizi mahcup ediyor.
Hikâye şu:
1979 ya da 1980 yılı, Milliyet’ten Hürriyet’e geçmişiz. Erol Simavi Hürriyet’e, Haldun Taner gibi bir yazar arıyor, bize sordu:
“Hoca, böyle bir yazar tanıyor musun?”
Haldun Taner gibi bir yazar, kültür adamını bu çorak arazinin neresinde bulacaksınız. Aydın Boysan’ı “Tekel Takımı”ndan tanıyoruz, ağzından bal damladığı gibi, eş dost için yazdığı denemeler de çok güzel. Önerdik, Erol Simavi kabul etti, başladı, o başlayış...
* * *
PROF. Nevzat Gözaydın, “Türk Dili” dergisinin Temmuz 2003 sayısında Aydın Boysan üzerinde inceleme ve araştırma yapmış, yanlış saymadıysak 31 kitabı var, Prof. Gözaydın kitapları üçe ayırmış:
“Mizah, roman, deneme-anı”
Bir de kendisiyle yapılmış uzun bir “nehir söyleşi” var.
Prof. Gözaydın, Aydın Boysan’ın yazı ve kitaplarında olan önemli bir özelliğini de belirtiyor:
“Bu onun mizahçı yanıdır. Gezi kitaplarında olsun, anı kitaplarında olsun, mizah kitaplarında tutturduğu yoldan hiç ayrılmaz. Yeri ve zamanı geldiğinde taşı gediğine koyar (oturtur), kısa veya uzun cümlelerle mizah için örnekler de vererek açıklamalarını sürdürür. Onun bu tür bölümlerinde satır aralarını çok dikkatli okumak gerekir. Mimarlıktan gelen yapısı dolayısıyla en ufak bir ayrıntıyı bile okuyucunun dikkatine sunmak ister, onun kafasının biraz daha çalışmasına, düşünce üretmesine ve hatta yorum yapmasına yardımcı olmak ister. Bu yönüyle de didaktik bir anlatım sahibi olduğuna hükmedebiliriz. Elbette yazdıklarını içimize sinercesine okuyabilir ve o cümleler üzerinde etraflıca düşünebilirsek...”
* * *
EVET sevgili “Aydın Abi”, aradan neredeyse kırk yıl geçti; sen doksanı geçtin, biz yetmişi...
Hayat akıp gidiyor, lahmacunlu ya da lahmacunsuz...
Laf aramızda, şöyle ince hamur Gaziantep lahmacunu olsa yemez miyiz?