Öğretmen mektubu

Öğretmen mektubu

Hasan PULUR

BUGÜN Öğretmenler Günü ve haftasının başlangıcı...
Yürüyüşler yapacağız, çelenkler koyacağız, seminerler, paneller düzenleyeceğiz, konserler vereceğiz, kokteyller, defileler, ödül...
Ve konuşacağız, konuşacağız, konuşacağız...
Acaba öğretmenin halini soracak mıyız?
"Ne haldesin?" diye...
Hiç unutmayız, 1960'lı yıllardaydı, müfettiş, bir öğretmenden savunma istemiş, sorulardan biri de şu:
"İdeolojin var mı?"
Öğretmenin tepesi atmış:
"Donun var mı diye sorsana!"
Evet, bugün öğretmenleri anacağız, kutlayacağız, onlara "ne versek azdır!" diyeceğiz ama veremeyeceğiz...
* * *
BUGÜN Öğretmenler Günü...
Size bir öğretmeni tanıtacağız. Hem de 37 yıl öncesinden; öğretmen 8 Nisan 1960'ta bir öğrencisine yazdığı mektupta bakın neler söylüyor:
"Çok sevgili Duygu,
Bayramda gelen tebrik kartlarını açıyordum. Bir tanesine sıra gelince gözlerim yaşardı. Bunun hangisi olduğunu muhakkak sen tahmin etmişsindir. Bu kart senden, üzerinde çok az da olsa emeğim bulunan birisinden geliyordu. Bir öğretmen için bundan daha mesut bir hadise olabilir mi? Belki o anda elime bütün dünyanın servetini sıkıştırsaydılar, bana o kartın üzerindeki bir harfin taşıdığı zevki tattıramıyacaktı, varol, çok sağol...
Mesleğini benimsemiş bir öğretmeni bundan başka hangi hadise memnun eder, hangi varlık mesutluğun kucağına gömebilir. Herkes maddi hazla gururlanırken, bir öğretmen manevi hazzın esiridir. Bundan daha mukaddes bir haz tasavvur olunabilir mi?
* * *
MÜBAREK Türkiye'mizin yarının omuzlarına yüklemek üzere hazırlanan ve o emekle çarpan kalplerde yer etmek ne demektir.
Vatan için vazifemiz o kadar çok ki Duygu...
Ben yaşadığım müddetçe o kutsal anaya hiç bir şey yapamadım. O'na karşı olan borcumu ancak sizlerin emeğinizle tamamlıyacağım kanaatindeyim.
Ankara'ya tayin oluşunuza çok sevindim. Çünkü Allah kısmet ederse Ağustos ayı sonlarına doğru İstanbul'a gideceğim. O zaman Ankara'da iner, sizleri de ziyaret ederim. Bilhassa çok kıymetli babanızı ziyaret etmek benim için büyük bir şeref olacaktır. Türklüğün hakiki ruhunu benliğinde toplamış o büyük asker, burada bulunduğu müddetçe hepimizin kalbini aldı, gittiği yerlere beraberinde götürdü. Horasan halkı yaşadığı müddetçe onu unutmayacak ve daima kalbinde yaşatacaktır.
* * *
DUYGU, ben halen Horasan'dayım. Emeğimi bir müddet daha kalkınmaya muhtaç olan memleketime hasretmek niyetindeyim. Bu memleketin evladı olarak biz de buradan kaçmaya yeltenirsek, bu beldelerin kalkınması korkarım ki, asırların ardına terkedilmiş olacak. Ama diyeceksin ki, kalkınma hususunda sizin hizmetinizin rolü nedir: Hiç de olsa, burada bulunmamızın faydası vardır zannediyorum. Batıdan gelen gününü doldurmak için bekler, bir an evvel kaçmak için çareler ararken, biz de buraları terke kalkışırsak, ne olacağını sen düşün.
* * *
ŞİMDİ bizim köyü ağaçlandırma işini ele aldım. Bunda muvaffak olursam ki, olacağım, ne mutlu bana. Bütün bu düşüncelerimin planını muhterem babanızdan aldım desem hakikati itiraf etmiş olacağım.
Tahsil durumlarınızı çok merak ediyorum. Durul nerede? Sen kaçıncı sınıftasın? Oh ne kadar bahtiyarım bir bilsen.
Kartını Gülsen'e gösterdim, o da çok sevindi adresinizi aldı, galiba mektup yazmıştır.
Sevgili Duygu, sizi çok özledim. Durul'la birlikte çektireceğiniz bir fotoğrafınızı gönderirseniz memnun olurum.
Sözlerime son verirken, sonsuz selamlarımı gönderir, kıymetli babanız ve annenizin hürmetle ellerinden, sizin de hasret ve sevgi ile gözlerinizden öperim; biricik Duygu."
* * *
RAHMETLİ öğretmen Muhlis Köseoğlu, 37 yıl önce o küçücük öğrencisine böyle diyordu.
O sınıftan iki profesör çıktı, biri de mektupta adı geçen Durul, bugün Fizik Profesörü Durul Ören...


Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr