Ömer Hayyam’a sığınarak...

İnsanların bunaldığı anlar vardır; hava bulanıktır, haberler bulanıktır, bırakın yaşadığınız günü, yarın, öbür gün onlar da bulanıktır, kısacası siz bulanıksınız...
Peki ne yaparsınız?
Müzik dinlersiniz, film seyredersiniz, kitap okursunuz.
Daha önce okumuş olsanız da, bazı satırlarını ezberlemiş olsanız da, yine okursunuz...
Mesela Ömer Hayyam’ın “rubai”lerini...
* * *
Ömer Hayyam’ın “rubaileri”ni seçerek, Farsçadan Türkçeye çeviren Ahmet Kırca şöyle der:
“Ömer Hayyam, bu şiir biçiminin yaratıcısı olmakla kalmamış, kitaplar dolusu yazı yazmakla anlatabileceğiniz şeyleri, aşkı, üzüntüyü, sevinci, özlemi, kuşkuyu, gözyaşını, zamanın ve ölümün acımasızlığını dört dize ile en güzel şekilde anlatması nedeniyle, yalnız İran edebiyatının değil, Dünya edebiyatının ölümsüzlerinden biri olmuştur.”
Diyelim, yukarıdaki gibi bir hal içindesiniz, “Ey Allahım, ey ulu Tanrım” deyip ellerinizi açmışsınız...
“Ey akıl ermeyen varlığının gizlerine!
Günahım eksilmez, sevabım güç katmaz gücüne.
Suçlardan sarhoşum, ama dinlemekten ayık
Bütün umudum bağışlayıp esirgemende.”
* * *
“Ey ulu Tanrım, sırrına akıl ermez” demez misiniz?
Dersiniz!
Nasıl sırdır bu sır?
Bu dünya insanlar için kalıcı mıdır, gidici midir?
Ömer Hayyam diyor ki:
“Dünya’ya önce gelenler, sonra gelenler
Hepsi çekip gidecek buradan birer birer
Kimse temelli değil, bu eski sarayda
Gelenler gider, sonra gelenler de gider.”
* * *
Ömer Hayyam yaşlı bir adam görür!
“Yaşlı bir adam gördüm kafayı çeker
Dedim: Ey pir! Şu gidenlerden ne haber?
Dedi: Şarap iç! Bizim gibi niceleri
Geçip gitti, buradan ve dönmediler.”
* * *
Ya gençliğinizin gider olduğunu anlamışsanız...
Ömer Hayyam der ki:
“Zaman büktü belimi, beden kendi derdinde
Güzel işlerim var yapılacak ama nerede?
Can hazırlandı göçmeye, gitme kal, diyorum
Nasıl kalayım, diyor, evim yıkılmak üzere”
* * *
Ya mutlu olmayanlara, geleceğe kötümser bakanlara Ömer Hayyam’ın bir çift lafı olmaz mı?
“Geçmiş günü kendine dert etme
Ah! N’olacak diye feryat etme
Geçmiş, gelecek hepsi masal bunlar
Bugüne bak, ömrünü beter etme!”
* * *
“N’olacak halimiz?” diye dert edinenlere Ömer Hayyam gerçeği anlatır:
“Feleğin çarkı dönmüyorsa muradınca,
Gökler yedi kat mı olmuş yok sekiz dert mi sana!
Ölümle emellerden ayrılacak gövdeni,
Ya dalda bir kurt yemiş, ya mezarda karınca”
* * *
Ömer Hayyam’a yakıştırılan, lakin ne üslup, ne tavır bakımından ona yakıştırılamaz dize, laf da vardır.
Ama bazıları pek uygundur:
“Bir elde kadeh, bir elde Kur’an
Bir helaldir işimiz, bir haram
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kâfiriz, ne Müslüman.”
* * *
Peki, bu dünyada mutlu olanlar yok mu?
Ömer Hayyam var diyor, iki kişi!
“Bu sonu gelmez dönüşün sürüp gitmesinden
İki kişi mutlu, iki kişi sevinen.
Biri iyiyi, kötüyü gerçek bilendir.
Öteki ne kendini ne dünyayı bilen.”
Böyle iki kişi var mı?
Hele ikinciler...
Ne kendini ne dünyayı bilenler.