Oradan, buradan şuradan...

Ertuğrul Özkök, birinden söz ediyor: “(...) Eli hem poliste, hem yargıda, hem ekonomide. Sahip olduğu siyasi gücü, akıl almaz bir ekonomik sermayeye dönüştürmüş. Oğlu, kızı, damadı, oğlunun kayınpederi, akrabası acayip zengin olmuş, herkes onların servetini konuşuyor, tahminler yapılıyor. Kimine göre ülkedeki her yeni yatırımda aile olarak onların ortaklığı var.”
Kim bu adam?
Ertuğrul Özkök “Bir diktatör” diyor.
Acaba!!!
Karadenizlinin dediği gibi
“Şart midur.”
* * *
Beşiktaş çarşısındaki “Derya Balıkçısı” Serkan Cengiz, hemen her önünden geçişte, nezle görmemiş gür sesiyle bağırır:
“Hasan abi, beni yaz!”
Ne yazsak!
Aşçıbaşıyla yamağı mutfakta palamut balığı ayıklarken, “Bu balık erkek midir, dişi midir?” diye tartışmışlar. Aşçıbaşı “Gidip paşa hazretlerine soralım!” demiş. Paşa hazretleri dediği sadrazam, yamak şaşırmış:
“Sadrazam bilir mi?”
Aşçıbaşı çaresiz:
“O da bilmez ama, dediği dediktir!”
İşte yazdık, Serkan’ın da gönlü olsun!
* * *
Televizyonlarda en çok reklam, cep telefonu reklamları...
Kimi eşeğe binemeyip düşüyor, kırmızıyı görünce köşe bucak kaçıyor.
Lakin, şehirden köy okuluna gelen “Derya” öğretmenin başına gelen bambaşka...
Genç kız, belki de ilk görev yeri olan köy okuluna geliyor, ısınmak için sobayı yakması gerek, nasıl yakacak?
Dizüstü bilgisayarını çocuklara bırakıyor, “siz buna bakın!” diyerek, Turkcell’li cep telefonundan annesi arıyor:
“Anne sobayı yakamıyorum rezil olacağım!”
Annesi sobanın altındaki havalandırma penceresini aç diyor, soba gürül gürül yanıyor.
Genç öğretmen, aklınca çocukları kandıracak:
“Demek sobayı yakmamız için ne yapmamız gerekiyormuş?”
Çocuk bunlar, çocukla baş edilir mi?
Bir kız sobayı yakmak için ne yapmak gerektiğini söylüyor:
“Anamızı cep telefonundan aramamız lazım!”
Reklamın türlüsü vardır, çeşitlisi vardır ama, bu kadar sevimlisi az olur!
* * *
“Mübarek” gitti, marifetleri kaldı yadigâr.
Bir gün Bush aramış, hatırını sormuş, bir ricam var demiş:
“Şu seçim sonuçlarını sizin kadar hızlı alamıyoruz... Şunu bize bir öğretsenize!”
Mübarek “hay hay” demiş, “İlk seçimden sonra hemen yapalım.”
Amerika’da seçim bitmiş, Mısır’dan gelenler, bir saat sonra, sonucu vermişler:
“Hüsnü Mübarek!”
* * *
Tıp ilerledi, her gün bir yenilik ve bu yeniliklerden yararlanan tıp adamları...
Her doktor aynı olur mu?
Mesela karşınızdakinin yüzüne bakıp “gen” tespiti yapmak...
Çok şükür böyleleri de var, kuşaktan kuşağa geçen özellikleri saptamak, DNA tespiti yapmadan...
Eski Milli hakem, şimdi futbol yorumcusu Dr. Ahmet Çakar gibi.
Geçenlerde spor programında Fenerbahçe’nin teknik direktörü Aykut Kocaman’ı teşhis edip, “genetik olarak bu işi yapamaz” derken, ne kadar bilimseldi!!! Birinin geçmişinde gol krallığı varken, öbürünün geçmişi anılırken, bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçında hâlâ tartışılan gol kararı var.