Oradan, buradan, şuradan...

Başlığı okuyunca “Aaaa, bu da ne?” demişsinizdir: “Bir bu eksikti, yol kesmek!”
Haberin başlığını okuyunca öyle diyebilirsiniz?
O haberi yaşamak lazım!
Yaşadıktan sonra o yolun niye ve niçin kapatıldığını anlamanız lazım...
İnsan durup dururken yol keser mi?
Kamyonların önünü kapatır mı?
Olayı bir öğrenin de...
* * *
Mahallenin altında bir inşaat var, hafriyat yapılıyor, toprak dolu kamyonlar mahalleyi birbirine katıyor; pislik, çamur, patırtı gürültü gece gündüz...
Belediye de vatandaşı uyutuyor.
Onlar da yolu kesiyorlar, kamyonlar çıkamıyor...
Diyeceksiniz bu olacak iş mi?
Başınıza gelirse görürsünüz...
* * *
Bizim de başımıza geçmişte böyle bir iş geldi, Akmerkez’in ve Sabancı Holding’in temelini kazanlar hafriyat toprağını bizim sokaktan geçirip aşağıdaki vadiye döküyorlar, gecesi gündüzü yok, şikâyet filan sökmüyor. Belediye bir güzel uyutuyor.
Mahalleden birkaç kişi bizi buldu.
Hâlâ o günleri yaşar gibiyiz.
Toprak dolu kamyonun biri geliyor biri gidiyor, toprakları döke saça, her taraf toprak çamur içinde...
Toprağı kamyona dolduruyorlar, bir de çevre kirlenmesin diye yırtık pırtık bir paçavra...
Belediye ile anlaşmışlar, nasıl anlaşmaysa!
* * *
Bu işte bir iş var!
İşi çözdük... Bir bakıyorsunuz, mahallenin arkasındaki meydanda on, on beş kamyon toplanıyor, bir süre sonra bir gizli emir geliyor, hepsi gidip toprağı boşaltıp dönüyorlar.
Anlaşıldı, belediye ekibi bir süre oralarda dolaşıyor, onlar gidince de bunlar dalıyorlar toprağı boşaltıp dönüyorlar.
Onun için Pendik’te yol kapatanları hoşgörün, siz de yapabilirsiniz.
Bugün değişik konulara değinelim. Mesela cezaevlerindeki sohbet toplantılarına...
* * *
Adalet Bakanlığı 22 Ocak 2007 tarihli bir genelge yayınladı...
Tutuklu, hükümlü 10 kişi, haftada 10 saat bir araya gelebilecekler...
Ama gelemediler.
Cezaevi yönetimi hep çeşitli bahaneler buldu.
Bir sohbeti çok gördüler...
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Esinoğlu’ndan bir mektup var, gazeteci Hikmet Çiçek hakkında...
Diyor ki:
“Gazeteci Hikmet Çiçek, 25 Mart 2008 tarihinden bu yana 1. Ergenekon davasından dolayı tutukludur.
Hikmet Çiçek, 40 yıllık gazetecidir ve Ankara basın camiasının çok iyi tanıdığı bir yazardır.
Çiçek, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri hile ile elde etmek suçunu düzenleyen TCK’nın 326/1. maddesinden dolayı tutuklanmıştır. Ancak, 14 Temmuz 2008 tarihinde mahkemeye sunulan iddianamede, bu suçtan dolayı hakkında dava açılmamıştır. Ceza Yargılanması Hukuku’na göre böyle durumlarda davayı açan savcı, sanığı doğrudan tahliye etme yetkisine sahiptir.
Oysa, Hikmet Çiçek, savcılıkça tahliye edilmediği gibi, 27 Temmuz 2008 tarihinde iddianameyi kabul eden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de tahliye kararı vermemiştir.
Hikmet Çiçek, Ergenekon örgütü üyeliği suçundan yargılanmakla birlikte, hakkında bu suçtan dolayı tutuklama kararı bulunmuyor. Nitekim, yargılandığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin önceki başkanı Köksal Şengün, 2009 yılından başlayarak Bolu’ya atandığı 2011 tarihine kadar her celse, Hikmet Çiçek’in hakkında tutuklandığı maddeden ceza talep edilmediğini, cezalandırılması istenen maddelerden ise hakkında tutuklama kararı bulunmadığını, kısaca ‘tutuksuz tutuklu’ olduğunu vurgulamıştır.“
* * *
Biz de bugün, memleketin sorunları ve çıkarları dururken nelerle uğraştık.
Bari yazımızı yüce bir lafla kapatalım...
Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu demiş ki:
“Gerekirse, tüm Suriye halkını kabul ederiz.”
Eeeee, sonra!
Bu kadar büyük lafın sonrası olur?
Nokta der, bırakırsınız...
* * *
Ya AKP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli’nin, Dışişleri Bakanı’na fark atan lafları!
Meğer Amerikalı yazar Paul Auster de Ergenekoncuymuş...
Hele bir de takım kurmuş ki!
Allah selamet versin!