Ordan, burdan, şurdan...

Ordan, burdan, şurdan...


       TARİH 28 Şubat 1999, büyük depremden on bir gün sonra Mete Apak, eşi ve oğlu, Yalova'da depremde yıkılan yazlık evlerinin halini görmeye gitmektedirler. Canavarı karşılarında gördüklerinde, artık her şey için zaman çok geçti, ağzına kadar akaryakıt dolu tanker üzerlerine çıkmıştı. Cinayet gibi kazada Mete Apak'ın Kocaeli Mühendislik Fakültesi Almanca okutmanı eşi Fahriye İlkiz ile oğlu Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi uzman doktorlarından Rahmi Anıl hayatlarını kaybettiler, Mete Apak'ın ise sağ ayağı, sağ kolu, kaburgaları, burnu kırıldı, hiç olmazsa canını kurtarmıştı.
       * * *
       UZUN süren tedaviden sonra Mete Apak hastaneden çıktı, hayata, yaşamaya başladı. Kazada paramparça olan 1992 model otomobili hurdaya çıkıp, o haliyle satılması gerekiyordu, sigortacılıkta buna "pert" deniliyordu.
       Mete Apak, evrakları bir muameleciye verdi, işlemler başladı.
       Muameleci, arabanın vergi borcu olduğunu söyledi, cezasıyla 83 milyon lira tutuyordu. Oysa vergileri yatırdığını biliyordu, ama makbuzları ara da bul!
     "Nasıl olsa bilgisayara geçmişlerdir, makbuzların kopyasını alırım!" diye Ziraat Bankası Kızıltoprak şubesine gitti, lakin eli boş döndü, makbuzları bulamadı.
       * * *
       HAA bu arada kazayı yapan, iki insanın canını alan sürücüyü merak etmişseniz, Mete Apak şu bilgiyi veriyor:
     "Bizi parçalayan yaratık, eşim için 100, oğlum için 100 dolar kefaletle serbest bırakıldı, başkalarının yaşamına son vermek için trafikte at koşturuyor!"
       * * *
       BU Türkiye'nin bir yüzü, bir başka yüzü de var...
       Delikanlı liseyi bitirir, müzik yeteneği vardı, çalışmalarını bir kasete doldurup, Amerika'da Boston'daki Berklle Müzik Koleji'ne gönderdi, beğenmiş olacaklar ki, onu okula kabul ettiklerini, hatta okul ücretinden yüzde 25 indirim yapacaklarını bildirdiler.
       Ne iyi değil mi?
       İyi de yüzde 25 indirim de yapılsa, 12 bin dolar tutuyor.
       Hani "aşık"ın bini bir para, "aşık"ın biri bin para derler, ne fark eder ki, para olmadıktan sonra...
       Olur ya, bu memlekette, bu yetenekli gençle ilgilenen birileri çıkar diye biz yazışma adresini verelim, belki bir işe yarar: "S.K. - Kadıköy Postanesi P.K. 120 / İstanbul"
       * * *
       VAY efendim, beyimiz Osmanlı'dan gelirmiş, biz Osmanlı için nasıl böyle laf edermişiz?
       Neymiş ettiğimiz laf?
       Eski bir tekerleme:
     "Şalvarı şallak Osmanlı
       Eğeri kaltak Osmanlı
       Ekende yok, biçende yok
       Yemede ortak Osmanlı"
       Bu, yoksul Anadolu köylüsünün yönetenlere, Saray'a isyanıdır, sanki bugün farklı!
       Bunun Osmanlı düşmanlığıyla ilgisi ne?
       Hele hele bunu yazdık diye "Sen kim bilir kimlerdensin?" gibi yakışıksız imalara ne gerek var?
       Eğer meraklıysanız not alın, aslen Erzurumlu olduğumuza göre, Akkoyunlulardan gelmiş olabiliriz.
       * * *
       İŞTE şimdi yakaladınız! Biz madem Akkoyunlulardan geliyoruz, Uzun Hasan da Otlukbeli'de Osmanlıya mağlup olduğuna göre!
       İşte çıktı bizim Osmanlı düşmanlığımız ortaya!
       Hay, siz bu aklınızla bu çağda bin yaşayın emi!



Yazara E-Posta: h.pulur@milliyet.com.tr

DİĞER YENİ YAZILAR