Ortak tepki ya da ağzı olanın konuşması...

Adam yolda çevirir: “Yazsana!” Siyasetçinin kaderi de gazeteciye benzer, ona da “Konuşsana!” der.
Peki, ona verilecek karşılık kısadır:
“Sen de, sesini duyursana!”
Gazeteci yazacak, siyasetçi konuşacak, ya sen?
Seyredeceksin!
Siz kimsiniz, sizler kimlersiniz?
* * *
Üniversitelerde sosyal bilimler okutursunuz, demokrasiyi anlatırsınız, lakin anlattıklarınıza, bildiklerinize aykırı ne yapılırsa, hiç sesinizi çıkarmazsınız; sadece politikacıya konuşsana dersiniz, gazeteciye de yazsana!
Üstelik meslekleri buysa, yemin etmişlerse daha suskun olmayı tercih ederler.
Üniversiteler, barolar, meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, sendikalar... Neredeler?
Nerede olacaklar, gazetecinin, siyasetçinin peşindedirler, yazsana, konuşsana diyerek...
Neyse ki 24 ilin baroları geçenlerde ortak bir bildiri yayımlayabildiler.
* * *
Biliyorsunuz, Meclis’te Yargıtay ve Danıştay dairelerinin sayısını artırmak, yeni yargıçlar atamak için bir yasa tasarısı var.
Ana muhalefet tepkili, komisyondaki üyeleri istifa ediyor, konuşma süreleri bile kısıtlanıyor...
24 ilin barosu da tepkilerini anlattı.
* * *
Niçin karşı çıktıklarını açıkladılar:
“Oysa yapılmak istenen, Yargıtay ve Danıştay’ı, iş yükü bahane edilerek yürütme organına bağımlı hale getirmektir. Yüksek yargının yürütme organına bağımlı kılınması sonucunda demokrasinin vazgeçilmez şartı olan kuvvetler ayrılığı ortadan kalkacaktır. Referandumla başlandığı iddia edilen demokratikleşme süreci içerisinde yürütme organı, kendine bağlı bir yargı yaratmaya çalışmak yerine adil yargılanma ve savunma hakkını hiçe sayan özel görevli ağır ceza mahkemelerini derhal kaldırmak suretiyle yargıda reform çalışmalarına başlamalıdır. Bu düzenleme ile artık iktidarın, yani üstünlerin hukuku ve yargısı yaratılacaktır. Hukuki güvenliği tamamen yok edecek, Türkiye’yi hukuk devleti olmaktan tamamen çıkaracak, totoliter bir rejime zemin hazırlayacaktır. Böyle bir gidişe karşı koymak ve toplumu uyarmak hukukçuların, baroların ve bütün sivil toplum kuruluşlarının tarihsel bir görevidir.”
* * *
Güzel bir reklam vardır “Ağzı olan konuşuyor!” diye...
Çok doğru, herkes her şeyi konuşuyor, kimsenin bilmediği bir şey yok, uzmanlıkmış, deneyimmiş, öğrenimmiş, boş laf bunlar...
Raporlar yazılıyor, bildiriler yayımlanıyor, basın toplantıları yapılıyor, lafın kısası, ağzı olan konuşuyor; demokrasi bu!
* * *
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu helikopter kazasında öldü, Allah rahmet eylesin, arkasından bir takım kuşkular söylendi:
“Kaza mıydı, suikast mıydı?”
Sonunda Devlet Denetleme Kurulu da olayın soruşturmasına başladı, şüpheler olduğunu belirten bir rapor hazırladı.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, anlaşılan bu rapora kızmış, bize göre haklı bir tepki gösterdi:
“Yargı bu konuda gerekli kararı verecektir. Bana garip gelen şey, DDK’nın yargıda olan ve ayrıca defalarca konu hakkında uzmanlıkları tartışma götürmeyen kişi ve kurumlarca yapılmış çalışmanın üzerine hangi uzmanlık marifetiyle böyle bir sonuca ulaştığını herhalde önümüzdeki günlerde kamuoyuyla daha açık ve detaylı olarak paylaşacaklardır.”
* * *
Sayın Bakanın bu tepkisinin altında yatan anlam bize göre şudur:
“Her ağzı olan konuşmasın!”
Olur mu Sayın Bakan, demokrasi her ağzı olanın konuşmasıymış...
Öyle söylüyorlar!