Özel hayat...

Basın özgürlüğünün en önemli konularından biri “özel hayat” konusudur.
Bir insanın, iki insanın, çoğu biri erkek, biri kadının özel hayatları yazılabilir mi, açıklanabilir mi?
Bu çok tartışılmıştır, hâlâ da tartışılmaktadır.
Hukuki kılıf bulunsa da, toplumun haber alma hakkı dense de, toplumun yararı söz konusu dense de, haber niteliği taşıyor dense de, dört dörtlük bir çerçeve çizilemez.
* * *
Çünkü bu kavramların hemen hepsi “göreceli”dir, körün fil tarifine benzer, gözleri görmeyen adam fili nasıl tarif ederse...
Hemen her gün gazetelerde haberler, kim kiminle berabermiş, kim ayrılmış, kim kiminle birleşmiş, yatmış kalkmış, yemiş içmiş...
* * *
Bunlarda toplum yararı var mı, yani toplum bu haberlerle aydınlatılıyor mu?
Bunların hepsi dedikodudur.
Dedikodu insan yapısında vardır.
* * *
İki gün önce gazetelerin hemen hepsinin birinci sayfalarında, televizyonlarda bir haber vardı.
Kısa bir süre önce reklamcı Ali Taran, eşinden boşanmış, genç bir kadınla evlenmişti, boşandığı eşi kanser hastasıydı, o da ölmüştü.
Tabii böyle kısa değildi, haberler Ali Taran‘ın ölüm döşeğinde olan karısını boşayıp, genç bir kadınla evlenmesini gizli kapaklı eleştiriyorlardı.
Benzetmelerle, yakıştırmalarla...
İnsan yapısına yakışan buydu da, doğru muydu?
* * *
Biz de öyle düşünenlerden yana olsak da şu soruyu sormak gerekmez mi?
“Size ne, bize ne?”
Hani özel hayatların dokunulmazlığı?
Bu haber toplum yararına mı, toplumun ihtiyacı mı, toplumun bundan çıkarı ne?
Demek ki işimize gelince “özel hayatlar” savunması...
Göreceli konu bu...
Adamına göre!
* * *
Hayır, yanlış anlamayın, bu haberin yorumlanarak verilmesine karşı değiliz, biz de sorumlu olsak aynı şeyi yapardık...
Acaba doğru mu?
Bunu düşünelim dedik, o kadar?