Pazar yazısı...

ÇOKTANDIR yazmıyoruz, duyduklarımıza gülüp geçiyoruz, bugün yazalım, dedik, bir şartımız var, sakın her fıkradan bir mana çıkarıp “Kıssadan Hisse” deyip ona buna yakıştırmayın, kimi rüzgârdan nem kapıyor, kimi “havada yağmur, demek sen bana ördek dedin!” diye hır çıkarmaya bakıyor.
Fıkralardan ya da okuyacaklarınızdan çıkardığınız anlam varsa, onu kendinize saklayın, hele hele zinhar, eş dosta telefonla anlatmayın, eskiler “yerin kulağı var” derlerdi, şimdi “uydu”nun kulağı var.
* * *
EĞER iğne batırılacaksa kendimizden başlayalım...
Herhalde duydunuz, okudunuz, rahmetli Çetin Emeç’i mezarı başında anarlarken konuşmalar yapılmış, dualar edilmiş, sıra Fatiha okumaya gelmiş, hoca ortada yok. Bizim bildiğimiz Sadettin Hoca böyle bir şey yapmaz da...
Ertuğrul Özkök geçen gece televizyonda açıkladı, meğer “Sadettin Hoca” ile bağlantıyı kuran kişi, işten ayrılmış mı, izne mi çıkmış, aksaklık bu yüzden.
Fatiha okunmadan da tören biter mi?
* * *
ERTUĞRUL Özkök’ün sesli telefonunda “Kur’an” bölümü varmış, açmış “Fatiha” suresini bulmuş, herkese dinletmiş...
* * *
BUNU dinleyen bir arkadaş telefon etti:
“Ola ki, Çetin Emeç’in değil, bir başkasının anma törenindeydik anacağımız kişi Hıristiyandı, papaz da gelmeseydi, o zaman ne olacaktı?”
Güldük!
“Ertuğrul Özkök, tedbirlidir, sesli telefonunda mutlaka İncil de vardır, İncil’den bir bölüm dinletirdi!”
“Ya Musevi olsaydı?“
“Hadi uzatma, tadında bırak!“
* * *
HİKÂYE bu ya!
Bush’la Genelkurmay eski başkanı Powell, akşam barda oturup, bir daha iktidara gelirlerse yapacaklarını planlıyorlarmış. Biri, ikisini bir arada görünce yanlarına gitmiş:
“Ne konuşuyorsunuz. Neler kaynatıyorsunuz?”
“İran operasyonunu planlıyoruz.”
“Neler olacak İran’da?”
“17 milyon İranlı ve iri göğüslü sarışın bir kadın ölecek.”
Adam şaşırmış:
“Kim o, iri göğüslü sarışın?”
Bush, Powell’a dönmüş:
“Bak sana demedim mi, 17 milyon İranlı kimsenin umurunda değil!”
* * *
EKONOMİK kriz bir gazeteyi batırmış, “yandaş” ya da “yağdanlık” olmadıkları için iki gazeteci işsiz kalıp dışarıya gitmişler, bir süre dolanıp durmuşlar, üç, beş kuruş da suyunu çekince bir çiftlikte iş bulmuşlar.
İş bulmuşlar ama, pis bir iş, çareleri yok, ahıra girmişler, pislikleri temizleyip, ahırı pırıl pırıl yapmışlar.
Kahya onlardan memnun kalmış:
“Çok yoruldunuz, bu sefer size hafif bir iş vereceğim!”
Almış onları kümesin folluğuna götürmüş:
“Buradaki yumurtaların irilerini bu kutuya, küçüklerini bu kutuya ayıracaksınız.”
* * *
AKŞAM olmuş, kahya gelmiş, yumurtalar olduğu gibi duruyor, iki arkadaş, hangisi büyük, hangisi küçük, tartışıyorlarmış...
Kahya sormuş:
“Siz gazeteci miydiniz?”
“Evet!”
“Türkiye’den mi geldiniz?”
“Evet!”
Hayret etmişler:
“Gazeteci olduğumuzu ve Türkiye’den geldiğimizi nasıl anladınız?”
Kahya gülmüş:
“Çok iyi bok atıyorsunuz ama, büyük ile küçüğü ayıramıyorsunuz! Tıpkı iyi ile kötüyü ayıramadığınız gibi!”
* * *
KALIN sağlıcakla, bugünlük bu kadar!
Tekrar ediyoruz, lafı oraya buraya çekip başınıza iş çıkarmayın, yazdığımıza pişman etmeyin...