Politikada üslup!

Siyaset meydanı böyle giderse, seçime kadar çok renklenecek...
Siyasetin baş oyuncuları her zaman politikacılardır.
Öyle politikacılar vardı ki, kavga etmesini de bilirler, tartışmayı, şakayı, küfürlerini bile kelimeleri seçerek öyle kullanırlardı ki!
Bizde, parlamento tarihi çok eski olmasa bile deyimler ve sataşmalar bugüne kadar gelmiştir...
* * *
Mesela 2. Meşrutiyet Meclisi’nde bir Bakan, kürsüdeyken aşağıdan laf atmışlar, Bakan da karşılık vermiş:
“Siz iktidara gelmeden, hükümet olmak istiyorsunuz!”
Aşağıdan bağırmışlar:
“Sayın Bakan siz suçüstü haldesiniz.”
Bu seviyede bir tartışmaya rastlıyor musunuz?
* * *
Lakin Meşrutiyet Meclisi’nin tutanaklarında şunları da bulabilirsiniz:
“Yalan söyleme be, doğru konuşsana!”
“Kendine gel, ben yalan söylemem, sen değilim!”
“Terbiyesiz, söylediğin sözün manasını biliyor musun? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?
“Ben konuşursam sen orada kalamazsın!”
“Cahil, cim karnında bir nokta!”
Bunlar Meşrutiyet’ten kalan laflar, bugün de devam ediyor...
* * *
Polemik seven, rakiplerini ya da hasımlarını sözleriyle perişan edenlerden biri de İngiliz devlet adamı Churchill’dir.
Bir başbakan ki Cihan Savaşı’nın başında milletine şöyle diyen bir başbakan:
“Size, hiçbir şey vaat etmiyorum, kan, gözyaşı, alın teri ve çalışmaktan başka...”
Oysa kötü bir politikacı olsa, ne güzel nurlu ufuklar vaat ederdi!
* * *
Churchill, eskilerin deyimiyle “tedavi kabul etmez” komünizm ile Sovyet ve Sovyet Rusya karşıtıydı. 1941’de Hitler, Sovyetler’e saldırdığı zaman derhal Rusların yardımına koşulmasını önerdi; bu görüşüne “Sen de mi?” diyerek karşı çıkanlara şu karşılığı verdi:
“Eğer Hitler, cehennemi istila etseydi, şeytan hakkında bile bir defa övücü sözler söylerdim.”
* * *
Churchill, muhaliflerine karşı çok acımasızdı, savaş biter bitmez, hem de İngilizlerin de zaferiyle biter bitmez, muhalefetin en keskinini, ölçüyü kaçırmadan yaptı.
İşçi Partili Enerji Bakanı Gaitskell kömür sıkıntısı olduğunu, halkın tasarruf yapması gerektiğini söyledi:
“Ben de sık sık yıkanan bir adam değilim, her gün yıkanmayı itiyat edenler, seyrek yıkanmanın sağlığa olumsuz bir etkisi yoktur.”
Fırsat bu fırsat, Churchill hiç kaçırır mı, kürsüye çıkar:
“Bakan böyle konuştukça, halk, bu hükümetin bakanlarının neden her gün daha fazla koktuklarını anlayacaktır!”
* * *
Churchill sadece bir politikacı değildi, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış, ama halkın karşısına çıktığı zaman bu özelliklerini kullanmazdı.
Amerika gezisinde bir konferans vermişti, salon hıncahınç doluydu, bir kadın koşarak geldi, övgülerini söyledi ve onun konuşmasını dinlemek için gelenleri gösterdi, Churchill güldü:
“Teşekkür ederim hanımefendi, lakin siyasi nutuk vermek yerine, hasımlarım beni ipe çekmiş olsalardı, kalabalık bir misli artardı!”
* * *
Bazı esprileri de Churchill’e yakıştırırlar.
Mesela, bir davette, sarhoş damadı, takılmış plak gibi durmadan soruyormuş:
“İkinci dünya davasının en önemli kişisi kimdi?”
Bir üç beş, Churchill dayanamamış:
“Mussolini!”
Bir sessizlik olmuş, biri sormuş:
“Niçin?”
“Çünkü damadını astırdı!”
Bir de bizim siyaset meydanın karşılıklı atışmalarını dinleyin...
Kendisine sarhoş diyen bir kadın milletvekiline Churchill’in verdiği cevaba bakın:
“Doğru ben sarhoşum, lakin yarın sabah ayılacağım! Senin çirkinliğin hep kalacak!”
* * *
Siyasette şaka da var...
Başbakan Erdoğan’ın “23 Nisan”da görevini devrettiği (!) öğrenciye “Hadi artık başbakansın, astığını asarsın, kestiğini kesersin!” şakasından sonra, Erzurum’da askerlik yapamayacak olan polisin eşine “Yırttı!” diye şakalaşması...