Şair şiirlerinde yaşar...

Rahmetli babaannemiz, sabah namazını kılıp seccadesini dörde katlarken, dudaklarındaki son duasını mırıldardı.
“Allah kabul etsin!”
Son duası dudaklarında:
“Hayırlı olsun!”
***Şair şiirlerinde yaşar...
Biz de gece rüyamızda Behçet Hoca’yı görmüş, hayırlı olsun, diyorduk.
***
Behçet Necatigil, edebiyat hocamız...
Açtık kitabı bulduk.
“Kaç şair yaşar, şiirlerinde demişiz”
***
İlk haber Hilmi Yavuz’dan geldi:
“Hoca hasta, iyi değil, Cerrahpaşa’da yatıyor...”
Cızz etti yüreğimiz.
Çoktandır görmemiştik, galiba mayıs ayında rastlamıştık bir kez, birlikte Cağaloğlu yokuşunu inmiştik, dedikoduyu sevmez, kimsenin girdisiyle çıktısıyla ilgilenmezdi; sormazdı, anlatırsa da dinlerdi. Ama bu kez bir başkaydı. Hep o sordu, biz anlattık. On altı yaşında, eline gelen öğrencisiyle dert paylaşıyordu.
Hemen her gün hastaneden bir haber geliyordu:
“Bugün daha iyi!”
“Geceyi rahatsız geçirdi...”
“Tam teşhis konmadı galiba...”
Hilmi Yavuz’la dertleşiyorduk, bir şeyler yapmalıydık hoca için...
Ama ne yapacaktık?
Acaba dışarıya gönderebilir miydik?
Değerli eşi, bir ömür arkadaşı, “Evimizi satarız” diyordu.
Turizm Tanıtma Bakanı Barlas Küntay Gazeteciler Cemiyeti’ne gelmişti, konuşuyorduk:
“Behçet Necatigil çok ağır hasta” dedik.
Anlattık, hemen not aldı:
“Yarın sabah ilk işim kendisini ziyaret edip geçmiş olsun demek olacaktır. Behçet Necatigil için elimizden geleni yaparız.”
“Çok iyi yaparsınız Sayın Bakan... Bu ziyaretiniz en azından çok önemli bir şeyi vurgular. Türkiye’nin bir şairine, bir edebiyatçısına, bir edebiyat hocasına, devletin elini uzattığını, devletin onları yalnız bırakmadığını...”
Küntay ertesi sabah Cerrahpaşa’ya gitti, Necatigil’i ziyaret etti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak, kendisine her türlü yardıma hazır olduklarını bildirdi.
Akşam Hilmi Yavuz’la tekrar konuştuk...
Hoca’yı nereye gönderecektik?
Hilmi Yavuz, “Sen ne diyorsun yahu?” dedi.
“Bırak Almanya’yı, İngiltere’yi de beni dinle... Hoca bir yere gitmem diyor.”
“Niye?”
“Bu memleketin parasına yazık değil mi? İyileşeceksem burada iyileşirim, öleceksem burada ölürüm diyor.”
“Aman etme, eyleme, hocayı razı etmeye bak.”
***
Üç dört gün sonra Ankara’ya gidiyorduk. Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, başbakanla ve bakanlarla görüşecekti. Fırsat bu fırsat deyip konuyu bir kere Sayın Başbakan’a duyurmak istedik. Konuşmanın sonuna doğru Recep Bilginer lafı açtı:
“Beyefendi, biliyorsunuz, şair Behçet Necatigil çok hasta, yurtdışına göndermek gerekiyor. Sağ olsun Sayın Küntay gereken ilgiyi göstermişti...”
Demirel sözü hiç uzatmadı:
“Biliyorum, geçmiş olsun, çok üzgünüm. Barlas her işi koordine etsin, maddi tarafını hiç düşünmeyin, onu ben üzerime alıyorum. Yani devlet üzerine alır.”
Nasıl sevinmiştik, hemen İstanbul’a telefon ettik.
Maliye Bakanı İsmet Sezgin de haber üstüne haber yolluyordu:
“Sayın Necatigil’i bir an önce gönderelim.”
Arkadaşları, dostları, öğrencileri hep birlikte koşuşturuyorduk, rapor alınmış, Ankara’ya gönderilmiş, bütün işlemler tamamlanmıştı.
Ve Behçet Hoca’nın ömrü vefa etmedi.
***
Bir büyük insan, bir kamil insan, bir dost insan, bir şair, bir edebiyatçı ve binlerce Kabataşlının “Behçet Hoca”sı göçüp gitti.
Hey koca Behçet Hoca hey!
Kabataş’ın koridorlarını anımsıyor musun?
Şiir üzerine, yazı üzerine ve hepsinden önemlisi, önümüze düşüp birlikte çıkardığımız “Dönüm” dergisi üzerine yaptığımız tartışmaları anımsıyor musun?
Son şiirlerinin ilk dinleyicisi, bir avuç delikanlıydık.
***
Şiire, yazıya, edebiyata meraklı.
Gizli Sevda’nın ilk dinleyicisi galiba yine bizdik.

“Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.

Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız, bir oğlan.

Seni sordu
Hiç değişmedi, dedim,
Bildiğin gibi...
Anlıyordu.

Mesutmuş, kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri..
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.”

Hatırlıyor musun Behçet Hoca, hatırlıyor musun?
“Dönüm”ün yazıları Cağaloğlu’nda, Özdemir Asaf’ın matbaasına götürüyorduk. Müdür beyden izin almıştın bize; tam kapıdan çıkarken çağırdın:
“Şunu da Yeditepe’ye götür. Hüsamettin Bozok’a ver...”
Tramvayda bize verdiğin dörde katlanmış kâğıdı açıp okuduk.
“Dolmak Boşalmak” diyordun:

“Sağ memesinde yara
Korkunç... Kumaş örtüyor.
Benimki meydanda görünüyor

Elektrik tedavisi
Salı, cuma.
Çok uzaktan geliyorum
Beklemek olmasa.”

“-Karides, deniz gülü karides...
Tatmadınız ömrünüzde.
Duyarsınız al bir utanç gibi bikes,
Pörsük antenleri gönlünüzde.

- Parfümlerim var esans..
Babacan bir adam.
Muhteremdir,
Diretiyor madem.

- Dolması, midye, sıcak..
Kirli beyaz önlüğü.
Gizler bir pırıltı, içli, yaltak,
Uykulu gözlerdeki yorgunluğu.

Sen küçük kız, ver bir gazete,
Hangisi olursa olsun.
Öperdim ellerini kötüye çekilmese
Çocukluğunu satıyorsun.

Hiç düşündünüz mü, sarhoşsunuz...
İğrençtir adeta.
İstediğiniz kadar sarhoş olunuz
Keyfediyorsunuz ya!”
***
Kim demiş, bir düşünün.
“Behçet Hoca yok!” diye.
Kara sarı bir hüzün iner perdelere...
Ve kaç şair yaşar.
Şiirlerinde.

Hastalıklar haram eder hayatı.
Yaşarken ölüm.
Gençsiniz yenersiniz, bu derdin devası
Biliyorum.
Yine hastaydı, o günlerde Behçet Hoca...
Ama gençti, yenmişti.
***
Lise bitiyordu artık...
Günlerimiz sayılı, kim bilir bir daha, ne zaman, nerede, nasıl bir arada olacaktık...
Birkaç arkadaş, gece, mütalaadan sonra “Pala Yusuf”u atlatıp, Çiçek Pasajı’nda aldık soluğu...
Bir masaya çöküp biraları söyledik.
Ve birden donup kaldık...
Behçet Hoca karşı masadaydı, eliyle işaret ediyordu:
“Gelin buraya!”
Gittik:
“Oturun!”
Oturduk:
“İçin!”
Pasajın demir kapıları kapanırken, önde hocaları, dört delikanlı çakırkeyif dışarı çıkıyordu.
Keyifliydik, hem de pek keyifli...
“Keyif”i söyleye söyleye gidiyorduk:

“Meyhane sen güzelsin
Satıcıların olmasa.
Ezilir siteminde ufalmış gözlerin
Masalar, bir masa.

İhtiyar adam gelir, açlıktan kalma, yanık
Börek satar, taze.
Aldınız, yiyemezsiniz,
Oturur midenize.

Siz kızarsınız başka, irin gibi yüzlü,
Çiçekçi kadın gelir.
Çoğaltır bardaktaki hüznü,
Uzattığı karanfil.”
***
Şimdi tekrar rüyama giriyor.
Hayırdır inşallah!
Bilse Hilmi Yavuz bilir.
O da bilir de söylemez.
***
DİPNOT: Bayram ve hafta tatilini kapsayan kısa bir tatil.
Bayramınız kutlu
olsun...