Şakir Eczacıbaşı’nın anıları hazine sandığı

Şakir Eczacıbaşı’nın anıları yayımlandı: “Çağrışımlar-Tanıklar-Dostluklar” (Remzi Kitabevi)
Şakir Eczacıbaşı çok yönlü insandı, mesela hem Eczacıbaşı İlaç Fabrikası’nın sahiplerindendi, üst düzey yöneticiydi, hem Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün başkanıydı, hem Milliyet Sanat dergisini yönetirdi; fotoğraf sanatçısıydı, hepsi bir yana, sanat kültür çevresini en iyi o bilirdi.
Anılarını yazarken sık sık bizi arardı, hem “Vatan”dan hem “Milliyet”ten ortak anılarımız vardı, onları sorar, bize doğrulatır, kuşkuları varsa düzeltirdi.
* * *
Abdi İpekçi’nin çok iyi arkadaşı ve dostuydu, Sanat dergisini onun isteğiyle çıkardı.
Bir anısını okuyunca o günleri anımsadık.
1977 yılı Türkiye’nin sorunlu yıllarıydı, özellikle çalışma ve işçi hareketleri kıpır kıpırdı. Eczacıbaşı fabrikasında da grev vardı, Milliyet’in birinci sayfasında bir işçi asfalt üzerinde hareketsiz yatıyor, dört sütun verilen haberde ve resim altında grevden “Eczacıbaşı” işvereni sorumlu tutuluyordu.
* * *
Şakir Eczacıbaşı o günlerde “Milliyet Sanat“ı yönetiyordu, haberin taraflı verilmesi ona göre kendisini çok kızdırmıştır, soluğu Abdi İpekçi’nin odasında alır:
“Nasıl olur da bir olay, enine boyuna incelenmeden Milliyet gibi bir gazetede büyük bir fotoğrafla manşetten verilir.”
Eczacıbaşı’na göre, İpekçi haberin verilişinin abartıldığını kabul eder, lakin fotoğraf o kadar güzeldir ki!
* * *
Şakir Eczacıbaşı, fırsat bu fırsattır diye spor sayfasında da Eczacıbaşı’nın voleybol, basketbol maçlarına az yer verildiğini söyler.
İşte burada anılara göre devreye biz gireriz, “Abdi Bey” bizi çağırır:
“Bak Şakir Bey ne diyor, Eczacıbaşı’nın maçlarına az mı yer veriyoruz?”
Aslında sorunun muhatabı biz değil, rahmetli Namık Sevik olmalıydı ama, Genel Yayın Yönetmeni, Spor Müdürü’nü değil, bizi muhatap almıştır.
Bizde de “Doğrucu Davutluk!” var ya...
“Evet!”
“O halde rica ediyorum bu işi ele al!”
* * *
Şakir Eczacıbaşı bu olayı ve olayın gerisinde olanı şöyle anlatıyor:
“1950’lerin ortalarındaydı, Milliyet’in spor servisinin şefi Babür Ardahan, Abdi İpekçi’nin bir Avrupa gezisi sırasında İstanbul Ekspres’te spor sekreterliği yapan, benim de dostum Namık Sevik’i Milliyet’e almıştı. Abdi, geziden döndükten sonra gazeteyi dolaşırken, Babür Ardahan, yanındaki Namık Sevik’i Abdi’ye tanıştırmıştı. O sırada Abdi kendisinden hiç beklenmeyen bir tepki göstermiş, ‘Burada olsaydım sizi Milliyet’e almazdım!’ demişti.
Babür şaşırıp kalmış, Namık Sevik, ‘Anlayamadım neden?’ diyebilmişti.
- Çünkü siz koyu Fenerlisiniz, tarafsız olamazsınız!
- Siz de hasta Galatasaraylısınız. Beni işe almazsanız almayın ama burada kalmaya karar verirsem, ne kadar tarafsız olabildiğimi görürsünüz.
İkisi arasında başlayan tatsız ilişki, Ercüment Karacan’ın araya girmesiyle olumlu bir işbirliğine dönüşecek, ama ara sıra yine su yüzüne çıkacak, bazen sert tartışmalara, hatta uzun süren dargınlıklara yol açacaktı.”
Peki niye?
Abdi İpekçi‘yle Namık Sevik arasında bir soğukluk olduğunu biz de bilirdik ama, soramazdık, rahmetli Namık’ın ağzını da kerpetenle açabilirsen aç!
Şakir Eczacıbaşı da tam biliyor ya:
“Abdi’nin ölümüne değin süren bu netameli ilişki, kimisine göre koyu kulüpçülükten ileri gelmiş, kimisi de gerçeğin bu denli basit olmadığına, olayların altında başka nedenlerin bulunduğuna inanmıştı.”
Peki olayın altındaki gerçek neydi?
Rahmetli Şakir Eczacıbaşı da öyle bir yazmış ki, muamma!
* * *
Şakir Eczacıbaşı’nın anıları o günleri yaşayanların ya da merak edenlerin hazine sandığı...
Sandığın kapağını bir açın yeter!