Sanat, siyaset ya da Meriç Sümen’e kaside

Sanata siyaset karışır mı? Karışır, bazen alenen karışır, bazen gizli, el altından.
Meriç Sümen, Türkiye’nin en önemli balerinlerinden biridir, bir ölçüdür, bir balerini değerlendirirken “Meriç Sümen gibi...” derler.
Diyeceksiniz ki “sanat ve siyaset” kavramları arasında Meriç Sümen’den söz etmek niye?
Meriç Sümen, bir ara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü de yaptığı için siyasete isteyerek bulaşmış olabilir, diyebilirsiniz ama değil!...
* * *
Meriç Sümen’in hayatını çok güzel, ayrıntılı anlatan bir kitap çıktı, Nevsâl Baysal’ın kitabının adı “Dansa âşık bir kuğu: Meriç Sümen” (x)
1970’li yıllar, gazetelerde, dergilerde ısrarla bir haber yayımlanır:
“Dünyanın en önemli baleti, Tatar asıllı Sovyet baleti Nureyev, Meriç Sümen’le dans edecek, Don Kişot ya da Romeo ve Juliet’te birlikte oynamaları bekleniyor.”
* * *
Meriç Sümen ve Nureyev’in birlikte oynayacakları haberleri kesinlik kazanırken, Sovyetler Birliği’nin Ankara’daki kültür ataşesi telefon eder, görüşmek istemektedir.
Niçin?
Meriç Sümen yıllar sonra anlatır:
“Nureyev ile başrolleri paylaşacağımız güzel bir bale projesi gündeme gelmişti. Büyük bir heyecanla ilk hazırlıklara başladığım günlerde Ankara’daki Sovyet kültür ataşesi ziyaretime geldi. Büyük bir nezaketle Türk Sovyet ilişkilerinin çok iyi olduğu ve kendilerinin de özellikle Türk balesine büyük yardımları bulunduğu, o dönemde Nureyev’le aynı sahneyi paylaşarak dans etmemi hükümetlerinin hiç iyi karşılamayacağını çünkü ülkesini terk etmiş olan Nureyev’in bir vatan haini olarak algılandığını söyleyerek birlikte dans etmemiz için Rudolf’u davet etmememizi rica etti. Aynı zamanda Ankara balesinin başında olduğum günlerdeydi bu görüşme. Düşündük, diğer ilgililere ve resmi makamlarımıza da danıştık. Sonunda çok istememe rağmen Sovyet dostlarımızın ricalarını kırmamaya karar verdik. Bana yaptıkları yardımlar ve Türk balesine katkıları gerçekten çok daha önemliydi. Sonuçta Rudi ile oynamaktan vazgeçtim.
Birkaç yıl sonra Londra’da bizim sefarette bir yemekteyiz. Sofrada Dame Ninette de Valois ve Nureyev de var. Rudi bana bir ara, ‘Türkiye’ye gelmeyi ve seninle oynamayı çok istemiştim Meriç, niye vazgeçtiniz sahiden?’ diye sordu. Açıkçası biraz zorlandım, ben senin gibi büyük bir star ile aynı sahneyi paylaşmayı gerçekten çok arzu ettim ama belli bürokratik ve mali sorunlar yüzünden bu gerçekleşmedi, diye geveleyerek durumu idare ettim.”
* * *
İçinizden, keşke Meriç Sümen böyle yapmasaydı, diyenleriniz olabilir, kendisini dinleyin:
“O sıralarda biz Rus hükümeti tarafından gönderilen en iyi hocaların geldiği dönemdeyiz. Onların da yurtdışına çıkma, açılma olanakları hiç yoktu. En değerli hocaları kendileriydi ve onlar kendi dansçılarını yetiştiriyorlardı. Bizimle kültürel anlaşma imzalanınca Türkiye’ye rahatlıkla geldiler. Ve üç kuruş bir paraya geldikleri için Türk hükümeti de onlara çok kucak açtı. Çünkü biz o dönemlerde ekonomik krizdeydik. Bale açısından bakarsak paramız olmadığı için rejisör getirtemiyorduk dışardan. Kendi içimizden hoca da yetiştirmemiştik daha. Mutlak dışarıya bağımlı olarak çalışmak zorundaydık.”
Sanata siyaset karışır mı?
İşte böyle karışır.
* * *
Meriç Sümen’in sanatı hakkında biz ne söyleyebiliriz ki, kısa da olsa bir dostluğumuz oldu, insan gibi insandır, diyebiliriz.
Hem Talat S. Halman’ın “kaside”si yetmiyor mu?
“Türk balesinin asil çehresi, sesi, nefesi,
yüce mertebesi, zirvesi, kubbesi, uluslararası süksesi,
cazibesi, cezbesi, canlı sanat hazinesi,
prensesi, ecesi, imparatoriçesi, annesi,
kutlu bestesi, şükran busesi, zafer neşesi, incelikli şulesi,
yaratıcılık simgesi,
balenin Türkçe Mucizesi.”
* * *
Ve kasidenin böylesi...
* * *
DÜZELTME: Dünkü yazımızda anlamı değiştirecek bir cümle olmuştur. Hüseyin Cahit Yalçın idam isteğiyle yargılandığı İstiklal Mahkemesi’nde “bu mahkemede sanık olmayı, savcısı olmaya tercih ederim” demiştir. Doğrusu budur.
———————
(x) Yapı Kredi Yayınları