Savcı, kapıya gelince...

Savcı, kapıya gelince...


       ÖNCE peşin peşin altını çizelim de kimsenin diyecek lafı kalmasın...
     Biz, savcının, gece yarısı ifade almak için, bir insanın kapısına, polislerle dayanmasına karşıyız.
       Velev ki bu insan, ülkenin Başbakanı'nın, Meclis'te kürsüye fırlayıp "Burası devlete meydan okunacak yer değildir, bu hanıma haddi bildirilmelidir" dediği, ya da Cumhurbaşkanı'nın "Ajan provokatör" diye itham ettiği Merve Kavakçı olsun, fark etmez.
       * * *
       AMA Merve Kavakçı olunca "hukuk devleti"ni hatırlayanlar, biraz insaf ve vicdan sahibi olmalıdırlar, nice öğretmenin, yazarın, çizerin, siyasetçinin, romancının, hikayecinin, şairin, özellikle solcunun evleri, gece yarıları sabaha karşı basılıp, arama yapılırken, o insanlar, çocuklarının, eşlerinin, konu komşunun önünde aşağılanarak götürülürken susanların, bugün "hukuk devleti" adına son olayı kınayanlar, herhalde utanmalıdırlar.
       Sivas'ta 37 insan, inançları ve görüşleri nedeniyle yakılırken, bu tepkiyi göstermeyenlerin, Merve Kavakçı için birden "insan hakları savunucusu" kesilmelerinin ne kadar inandırıcı olduğunu düşünmelidirler.
       * * *
       BİRİ soruyor:
     "Savcı ve polisler kapıya yüklendikleri zaman, içerideki Merve Kavakçı ve iki çouğunun halini düşündünüz mü?"
       Tabii, ama bu memlekette, daha nice üzücü şeyler yaşandı biliyor musunuz, niye onlara ses çıkarılmadı, şimdi kıyamet koparıldı, sorun bu...
       * * *
       BUYRUN bunlardan birini yazar, eleştirmen Fethi Naci'den dinleyin... (x)
       Yıl 1963, Ankara'da Talat Aydemir ve arkadaşları silahlı isyana girişirler, bastırılır, bu fırsat bilinir, isyanı solculara, Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) bulaştırmak isterler.
       Sabaha karşı Fethi Naci'nin evine girilir, arama yapılır.
       Fethi Naci'nin 9 yaşındaki kızı Deniz (İleride trafik kazasında ölecektir) mutfaktadır.
       Bundan sonrası Fethi Naci'den:
     "Polisler aramayı bitirdikten sonra kimi mektupları almışlar, beraber gideceğiz, demişlerdi. Ayrılmadan öpmek için mutfağa gitmiştim. Yaşadıkça unutmam olanaksız; lokmaları çiğniyor, yutamıyordu; gözlerinden sel gibi yaşlar boşanıyor, ama hiç sesi çıkmıyordu. Nasıl sarılmıştık birbirimize... Şimdi Ruhi'nin (Gitme Yemen'e Yemen'e / Yemen sıcak dayanamam / Tan borusu çaldığında / Sen küçüksün uyanaman) diye söylediği türküyü (ağıdı) her dinleyişimde kendimi tutamayıp ağlarken hep o sahneyi yaşıyorum; ne zaman döneceği belli olmayan babasının ardından ağlayan, tek sözcük söylemeden, gürültü, patırtı etmeden ağlayan, bütün acısını, korkusunu bana sarılışıyla anlatan o küçücük çocuk... Lokmaları boğazından gitmeyen, ama annesini ve beni üzmemek için yiyor gibi görünmeye çabalayan o küçücük çocuk."
       * * *
       YAAA, Türkiye'de böyle şeyler de oldu, Merve Kavakçı'nın kapısına savcı ve polisler dayanınca bazı akıllara "hukuk devleti" geliyor, Ahmet Taner Kışlalı öldürülünce de "Komplo hikayeleri" yazılıyor.
       --------
       (x) Dönüp Baktığımda / syf: 176, 177 / Adam Yayınları



Yazara E-Posta: h.pulur@milliyet.com.tr