Şişmanlara ve iriyarılara...

“MAALESEF”, Arapçadan dilimize girmiş bir kelimedir; üzüntü belirtir, özür dileme anlamında da kullanılır.
Devlet Opera sanatçısı Mete Uğur ile bizim en kızdığımız kelimelerden biri de bu “maalesef”tir.
Diyeceksiniz ne ilgisi var?
Niye bu kelimeye kızıyorsunuz?
Bir kere, biz Mete Uğur’la 50 yıldan beri arkadaşız, arkadaşlığımız Kabataş’ta başladı, hâlâ sürüyor.
İki, Mete Uğur çok şeye kızar; biz de kızarız ama rekor Mete’dedir.
İkimizin ortak kızma anı, tezgâhtarların ikimize birden, ayrı ayrı da olabilir “Maalesef” demeleridir.
*   *   *
DİYELİM Mete Uğur’la birlikteyiz, ya da ayrı ayrıyız. Bir dükkânın vitrinindeki giyim eşyası hoşumuza gitti; yağmurluk, kazak, pantolon, tişört gibi... İçeri girdik, sizi karşılarlar, vitrindekini gösterirsiniz:
“Şundan istiyorum!”
“Kimin için, sizin için mi?”
Hafif hafif kızmaya başlarsınız:
“Evet, ben giyeceğim!”
“Maalesef!”
Vitrindekilerden size uyacak olanı yoktur, küçük gelir.
***
ŞİŞMANLIĞIN, “iriyarı”lığın baş belası budur, hazır giyimi zor bulursunuz. Biz enine, sevgili Mete Uğur da hem enine hem boyuna geliştiğimiz(!) için giyinmekte zorluk çekeriz; bu yüzden “maalesef” kelimesine çok kızarız.
*   *   *
EN özgür yazarlar yemek yazarlarıdır. Yemek yedikleri her lokantayı, restoranı yazarlar, beğendikleri yemekleri över, beğenmediklerini eleştirirler. Garsonların şeceresini, aşçının tırnaklarını bile yazarlar; lokantanın adını, adresini, telefon numarasını verdikleri gibi, bazen kroki de çizerek adresi belirtirler.
*   *   *
PEKİ, yemek yazarları bu kadar özgür de, kırk yılda bir “Maalesef, uygun ölçümüz yok!” demeden sizi karşılayan bir dükkânı da biz yazamaz mıyız?
Niye yazmayalım?
Vitrine öyle bir dev koymuş ki, “Eğer bunu giydirmişlerse, bizi de hayda hayda giydirirler!” diyorsunuz.
Mal bulmuş mağribi gibi daldığımız işyerinin sahibi Haluk Çelik’le konuşuyoruz:
“Türkiye’de büyük beden erkeklerin, hazır giyimde sadece örtünme ihtiyacına yönelik zihniyetle ve fahiş fiyatlarda satılan giysilerden duydukları rahatsızlığın farkına varmamak mümkün değil. Oysa fonksiyonel, şık, rahat, dayanıklı ve uygun fiyatla büyük beden ürünlerin iç pazara sunulmaması aslında Türkiye gibi bir tekstil ülkesinde büyük bir ayıptır. Biz bu açığı doldurmak adına, son bir yıldır elimizden gelen gayreti göstermekteyiz.”
*   *   *
BOYUNUZA bosunuza uygun neler var:
“Kaban, mont, spor ceket, yağmurluk, kazak, sweatshirt, tişört, gömlek, kot pantolon, kadife pantolon, gabardin kumaş pantolon, eşofman takımı, pijama takımı, boxer.”
En önemlisi, ölçüleri ne bunların?
2XL ile 8XL aralığında, göğüs çevreleri de 132 ile 188 santim arasında...
*   *   *
BELKİ içinizde Mete Uğur’la bizim gibi bedeninin eninden boyundan yakınanlar, lafın kısası “şişmanlar- iriyarılar” vardır, “Nerede burası?” diye sorabilirler:
“Giyimkent Sitesi E2 Blok B 126 Esenler-Telefon:0212 438 23 25/0532 366 05 86”
“Fiyatlar?” diyeceksiniz.
Biz ona karışmayız, kendiniz gidin konuşun. Bir örnek verelim: Bir mont, bir yelek, bir bermuda şort, bir kısa kollu tişört toplam 200 lirayı geçmez.
İnternet üzerinden de satış yapıyorlar:
“www.buyuksunabi.com” sitesi...
*   *   *
DİPNOT-Sakınan göze çöp batar derler. Çarşamba günkü yazımızda yarım asırlık arkadaşımız Hilmi Yavuz’un kitabından söz ederken, kapakta, kendini tanıtan cümlede büyük hata yapmışız, “Bir Müslüman Aydının İslam Üzerine Düşünceleri”ni “Bir Müslüman Aydının Yaşam Üzerine Düşünceleri” diye yazmışız. Hatamızı yakalayan eski bir arkadaş, “Fark etmez” dedi, “İslam, Hilmi Yavuz gibi bir Müslüman aydının zaten yaşamıdır.”