Tehdide cevap böyle verilir...

Tehdide cevap böyle verilir...


     DIŞ politikada tehdit yok mudur? Elbette vardır, lakin tehdidin de edeplisi vardır, Wolfowitz'in tehdidi gibi değil...
     Tehdit edene de, tehdit edilen, ağzının payını verir, tabii onun kullandığı üsluba bakarak...
     * * *
     ÖRNEK...
     2. Cihan Savaşı, yıl 1941, Alman diktatörü Hitler dünyayı kasıp kavuruyor, Türkiye Cumhurbaşkanı İnönü'ye özel treninden bir mektup gönderiyor, konu Bulgaristan'a girecek Alman birlikleri...(x)
     Hitler, İnönü'ye güvence verir:
     "Birliklerimiz, sizin sınırlarınızdan uzak duracaklardır."
     Hitler bu güvenceden sonra şartını söyler:
     "Şu kayıtla ki, Türk hükümeti bizi, bu tutumunuzda, bir değişiklik yapmaya, zorunlu kılacak önlemlere girişmeyi, gerekli görmesin."
     Hitler, aba altından sopa gösteriyor, "Bulgaristan üzerinden Yunanistan'a gireceğim, bana engel olmayın!" diyor.
     * * *
     İSMET Paşa'nın cevabı, aynı üslup ve seviyededir.
     Önce kalın bir çizgiyle konuyu sınırlar:
     "Türkiye (...) milli egemenlik alanı içinde vaki olacak her müdahaleye karşı koymaya azimlidir."
     Bu ne demektir?
     Bu şu demektir:
     "Sen istediğin kadar güçlü ol, biz milli egemenliğimize müdahale ettirmeyiz."
     Hitler'in mektubunda "Şu kayıtla ki..." diye başlayan bir şartı varsa, İsmet Paşa'nın da aynı üslupta şartı vardır:
     "Ben de size açıklarım ki, mazide olduğu gibi, istikbalde de, uyanık bir bekçilik görevi ifa edecek olan Türk ordusu, Reich (Alman) hükümeti, Cumhuriyet hükümetini, tutumunu değiştirmeye mecbur edecek tedbirlere tevessül etmediği müddetçe, Alman birliklerine karşı aynı şekilde davranacaktır."
     Yani, Almanlar, tutumlarını değiştirirse, Türkiye de değiştirecektir; bu biline!
     * * *
     EVET dış politikada tehdit vardır ama, o tehdidin üslubu da vardır, seviyesi de vardır, o tehdide cevap verecek, boyun eğmeyecek devlet adamları da vardır.
     Eğer, bu devlet adamları yoksa, Wolfowitz'in tehdidini "küstahlık" diye niteleyen "Af buyurun, benim milli gururum pek kuvvetli değildir. Buna rağmen Wolfowitz'i dinlerken öfkeden tit tir titredim!" diyen, Gülay Göktürk gibi yazarlar da vardır.
     Gülay Göktürk'ün, "Amerikan muhiplerine" söyleyecek bir çift sözü de vardır:
     "Ülkelerin eşit ilişki kurabilmesi için, önce o ülke aydınların, yazar, çizerlerin kendilerini Wolfowitz gibilerle eşit hissedebilmesi ve böyle küstahlaştıklarında onlara haddini bildirmesi gerek..." (xx)
     * * *
     GÜLAY Göktürk, yazısını çok sevimli bir cümleyle bitirir.
     "Bizler ki, fakir ama gururlu, genç kızları ve delikanlıları anlatan filmlerle büyüdük. Hiçbir şey öğrenemediysek, bunu da mı öğrenemedik eski Türk filmlerinden?"
     İşte burada yanıldınız Sayın Göktürk!
     Onlar, Türk filmi seyretmediler ki!
     Türkiye'de "entel" olmanın başta gelen şartı "Ben, hiç Türk filmi seyretmem!" safsatasından geçer.
     Mazur görün onları!
     Bakın bunlardan biri geçen gün, Meclis'in tezkereyi kabul etmeyişini "halt yemek" diye tanımlıyordu.
     Daha söyleyecek ne kaldı?
     ———
     (x)2. Dünya Savaşı'nda Türkiye Üzerine Gizli Pazarlıklar (Örgün Yayınevi)
     (xx)Dünden, Bugüne Tercüman (8 Mayıs 2003)
     
     
     

DİĞER YENİ YAZILAR