Telefon Konuşmaları...

Hasan Pulur

MUZAFFER Buyrukçu, son kitabı "Telefon Konuşmaları""Otuz yıllık dostuma, otuzuncu kitabım" diye imzalayıp göndermiş... (x)
30 yılda, otuz kitap!
Dile kolay, bu otuz kitaptan altısı ödül kazanmışsa, hem de Yunus Nadi, Sait Faik, Haldun Taner, Türk Dil Kurumu, Dost ve Otağ Dergisi ödüllerini kazanmışsa...
Bir de şu siyaset sahnesindeki cücelere bakın, Buyrukçu'nun kitapları nasıl dev bir anıt gibi yükseliyor görün...
Gelecekte o siyaset cücelerinin esamesi bile okunmayacak ama, Muzaffer Buyrukçu'nun kitapları hep okunacak...
Cumartesi günü Orhan Duru'yla konuşuyorduk, - o da bu yıl edebiyat dalında Sedat Simavi ödülü kazandı - Duru'ya "Buyrukçu, otuzuncu kitabını çıkardı!" dedik, "Müthiş bir şey!" dedi:
"Buyrukçu kendisiyle yarışıyor, kendisini geçiyor, aşıyor, şiirsel bir dil!"
* * *
TELEFON Konuşmaları...
Her ayrı öyküde her ayrı insan, kendisini bulabilir...
Telefon konuşmaları, artık yemek gibi, içmek gibi, yatmak, uyumak, terlemek, üşümek gibi, günlük yaşamımızın bir parçası, ayrılmaz parçası...
İşte Muzaffer Buyrukçu, bunu yakalamış, insanın bu halini... Aşkıyla, nefretiyle, yalanıyla, dolanıyla, telefon konuşmaları...
Bir düşünün, bugüne kadar kaç kere "yanlış!" dediniz, ya da "yanlış!" aradınız, bir başka deyimle telefon yanlış düştü...
Neler konuştunuz, neler dinlediniz, nasıl kızıp hırslandınız?
* * *
BİR de Buyrukçu'dan dinleyin:
"Alooo, bize şöyle yağlısından, pişkininden dört porsiyon döner, dört hamburger, dört coca cola getirir misiniz? Adresi yazdırıyorum, kalemin yanında mı?
Yazayım da burası kebapçı değil, ev.
Hay Allah bağışlayın! / Alooo, Gürsel. Burda Gürsel adında kimse yoktur delikanlı. Ama nasıl olur, bana bu telefon numarasını verdi. Yanlış vermiş ya da başından savmış. Olamaz, olamaz, olamaz, onun için taa İzmirlerden geldim. Şimdi ne yapacağım? Gerçekten Gürsel'i tanımıyor musunuz? Tanımıyorum. Adresini bilmiyor musunuz? Bilmiyorum, yalnız, bu telefon numarası var elimde. Hemen gel, dedi, bindim otobüse geldim. Üzgünüm ama geriye döneceksiniz. Teşekkür ederim. / Alooo Ayşegül Hanımı rica ediyorum. Burası Emine Hanımın evi efendim. Allah Allah! Allah birdir ama burada Ayşegül Hanım oturmuyor. Ben sanmıştım ki. Ayşegül dansözlük yapıyor... Benimle alay mı ediyorsunuz? Evet. Terbiyesiz. Mersi. / Alooo. Buyrun. Doktor Dilek Hanımın evi mi? Dilek Hanımın evi ve ben onun beşinci kocasıyım. Öyleyse benim aradığım Dilek Hanım sizin eşiniz Dilek Hanım değil, çünkü o bir kişiyle evlendi. O zaman, belirttiğim gibi. Siz gene de Dilek Hanımla konuşmamı sağlayın. Sağlayamam, şu anda banyoda. Yarım saat sonra arayayım. Aramayın, meşgul olacağız. Anlamadım? Anlamayacak bir şey yok, sevişeceğiz. Sen manyak mısın? Evet... / Alooo, rica etsem komşunuz Hülya Hanımı çağırabilir misiniz? Çağıramam. Neden? Hastaneye kaldırdılar. Yaaa, geçmiş olsun, nesi var? Nişanlısı bıçakladı. Neler söylüyorsunuz düne kadar.. hangi hastanede? Cerrahpaşa ikinci cerrahide. Teşekkür ederim. Güle güle. / Aloo! Kimsiniz? Şuraya bak, ne kadar da rahat kimsiniz diyor. Niye gelmedin? Beş saat bekledim, canıma okudun benim, millet matrak geçti, tefe koydu. Neler söylüyorsun sen? Nereye gelecek mişim? Bir de soruyor. Pizza Hut'ta buluşalım, derken sarhoş muydun? Sarhoştum, beni büyülemiştin, aklımı başımdan almıştın... Hadi, hadi, bırak numarayı, seven insan sevdiğini utandırmaz böyle. Özür dilerim, uyuyup kalmışım. Saygısız! Senin gibi bir beyinsize benim gibi bir saygısız lazım. Ne saçmalıyorsunuz. Siz Murat değil misiniz? Hayır. Öyleyse niye konuşuyorsunuz? Konuşan sizsiniz. Salak şey... Bek salaksam sen de orospusun."
* * *
OTUZ yılda otuz kitap!
Ya bugün kendilerini dev aynasında seyredip, dev olduklarını sanan yer cüceleri...
Otuz yıl sonra, adınızı ansiklopedilerde bile zor bulacaklar...
Ama Buyrukçu'lar, kitaplarıyla yaşayacaklar...
----------
(x) Sel Yayıncılık.