Telefon ve savcı

Demek şu telefon denilen cihaz hayatımızdan çıkmayacakmış, 40 yıl önce de 60 yıl sonra da...
Çocukluğumuzda her yerde telefon yoktu, komşunun telefonu o da komşuluğa bağlı!
Telefon çalar, biraz sonra pencere açılır:
“Şadiye hanım, telefon!”
Kapı çalar Şadiye hanım mahcup, bin kere özür dileyerek gelir:
“Kusura bakma, görümcemin gelini hamile, acaba doğurdu mu?”
Bu ve buna benzer olaylar, telefon adabındandır!
Bu telefon görüşmelerine elleri boş gelmeyenler de vardı, elinde bir tas domates, biber, özür dileyerek, “kusura bakma şimdi topladım!”
***
Bir de mahallenin bakkalının, manavının telefonu vardı ama!
O da bir başka dert...
Bakkal, tezgah altına sakladığı telefona bir de kumbara takmıştır, resmi konuşma 25 kuruş lakin bakkalların kumbarası 2.5 lira, madeni para...
Kumbara dolunca açılır, para bakkalın çekmecesine boşaltılır.
***
Evet, telefon hikayeleri o zaman öyleydi, şimdi ise telefonsuz gün geçmiyor.
Bir süre montajla gitti, sonra Başbakan “EVET!”, “evet dinlendim!” dedi.
Allah Allah özel müdahaleye ne oluyor?
Bir şey olmaz, yerinde otur!
Başbakan olunca!
O’na her şey mubah!
Savunma da çok güzeldir:
“Adalet Bakanımla konuşmayacak mıyız?”
Konuşacaksınız, hatta daha da uzun konuşun, hatta size fezlekeleri okusun ona da müdahale edin!
Başbakan haklı:
“Oğlumu Fenerbahçe Kongresi için gönderemeyecek miyim?”
Elbette elbette, ama biz beceremiyoruz oğlumuzu kulübe almamışlar.
Parası yetmemiş.
***
“Telefonla en çok babası dertte” polis ve savcılar da.
Prof. Dr. Çetin Yetkin anlatır:
“Kendini öldürmeden önce ‘beni köye komün’ diye mektup bırakan çocuğun ölümünü soruşturmak için cesedin bulunduğu gecekondu mahallesindeydik.
Bakkalda telefon olduğunu söylediler.
Benimle birlikte olay yerine gelmiş olan komiser yardımcısını da yanıma alarak bakkala gittim.
‘Telefon nerede?’ dedim. Bakkal, tezgahın altından telefonu çıkarıp önüme koydu.
Birden dehşet içinde kalakaldım. Telefon kumbaralıydı. Bense o gün ayın son günü olduğunu, cebimde bir kuruş bile bulunmadığını unutmuştum. Şimdi ne yapacaktım? Şaşırıp kalakalmıştım. Birden arkamdan komiser yardımcısının bakkala bağırdığını duydum:
‘Koysana ulan şuna bir 2.5 lira!’
Bakkal bir robot gibi parayı kumbaraya koydu. Ben de yine bir robot gibi numarayı çevirdim. Dükkandan dışarı çıkar çıkmaz komiser yardımcısı,
‘Beyim, bende de yoktur’, dedi.” (*)
***
Devir o devirdi, telefonlarıyla, savcılarıyla, polisleriyle de; bir tuhaftılar!
—————————————-
(*) Bir Savcının Not Defteri’nden.