Televizyondan haberler...

Çoktandır televizyonlardan uzak düştük, haberleri nasıl olsa alıyoruz, biri olmasa başkası, haberler tornadan çıkmış gibi...
Siyasi tartışmalı programlara da pek bakmıyoruz, hep aynı laf, mesela bugünlerde Anayasa’ya başlayacaklar, hep aynı laflar.
Diyeceksiniz, “Beğenmezsen bas düğmeye kanal değiştir!”
Hem “Bir bakayım da öyle değiştiririz!” demeye bile gerek yok, kadroyu görmek yeter! Şimdiye kadar ne söylemişler ki, bundan sonra ne diyecekler...
Boş laf!
Allah rahmet eylesin, Şinasi Nahit Berker “Bu memleket boş laftan battı” derdi, aynen!
* * *
Çoktandır bekliyorduk, toplantılara katılanlardan biri dayanamayıp çekip gidecekti. Eğer bizim izlemediğimiz programda bu olursa bayağı üzülecektik.
Tesadüf ya, “Telegol” programını seyrederken oldu. Bu program geçen temmuzdan beri “şike”yle yatar “şike”yle kalkardı, gecenin hangi saatinde baksanız, kavga hazır:
“-Şu Fenerbahçe’yi ne yapmalı, asmalı kesmeli.”
Tabii Aziz Yıldırım’ı da...
Programın yöneticisi güya tarafsız da, hani kanı sarı-kırmızı akanlardan, bizim eski kaptan Ziya Şengül, bir kenarda sessiz sedasız, ne yapsın, Erman’ın, Gökmen’in olduğu yerde...
* * *
Bu kadroya birkaç aydır Kaya Çilingiroğlu da katıldı, Beşiktaş’ın temsilcisi gibi... Hayır, Allah rahmet eylesin arkadaşımız Prof. Dr. Kaya Çilingiroğlu değil, rahmetlinin oğlu...
Birkaç kere rastladık, saldırılara karşı sağduyuyu savunuyor, belli ki yeminliler kendinden pek hoşnut değil! Herhalde nereden çıktı bu diyorlar, Kaya aldırmıyor, bildiğini okuyor, babasının oğlu...
Ve derken bizim beklediğimiz oldu, bu programda Kaya Çilingiroğlu gösteriş falan yapmadan yerinden kalktı:
“-Ben bu programdan ayrılıyorum, her akşam aynı şeyi konuşuyoruz, sıkıldım!” dedi.
Program yapımcısının ısrarı, hatta neredeyse peşinden koşması bile “Kaya”yı döndüremedi, çekti gitti.
Döner mi dönmez mi, bu hafta belli olur.
* * *
Daha önce de yazdık, televizyonlardaki “evlilik programları” toplum laboratuarı... Genç bir kadın, yirmi yaşını yeni geçmiş, boşanmış, yeniden evlenmek istiyor.
Neden boşanmış?
Esra Erol biliyor ama, söyletemiyor, sonunda dayanamadı:
“-Şiddeti anlatsana!”
Genç kadın başını salladı:
“-Söyleyemem!”
“-Niye?”
“-Evlendikten sonra şiddet başladı, diyemem!”
“-Neden?”
“-Çünkü evlenmeden önce de şiddet görüyordum, bile bile katlanıyordum, şimdi evlendikten sonra şiddet başladı, diyemem. Ben biliyordum.”
* * *
Yani sizin anlayacağınız, genç kız dayak yemeyi olağan bir şey kabul etmiş, “dayak yiyeceğimi biliyordum, bile bile evlendim!” diyor.
Aklımıza Savaş Ay’ın yıllar önce yaptığı bir program geldi...
“-Kocam değil mi döver!” diyordu kadın...
Belki fantezi olacak ama, kadınları korumaya çalışanlara, “siz erkeklerle uğraşmaktan vazgeçin, kadınlara söz geçirin!” demek gerekecek.
* * *
İkisi de orta yaşlı, evlenme programında tanışmışlar, evlenmeye karar vermişler, son dakikada bir engel...
Esra Erol engeli kaldırmaya çalıştı ama nafile...
Adam, kadının engelli iki çocuğunu kabul etmedi, oysa kadının umudu, çocukları için bu evlilikteydi.
Lakin kabul ettiremedi, gözlerinden süzülen yaşlar evlenemediği için değil, engelli çocukları içindi.
Hayat bu işte!
* * *
Dedik ya evlenme programları, toplumun bir kesiminin laboratuarı...
“Kadrolu damat adayları” da programın rengi...
Kimine “armudun sapı” deyip geçiyorlar, kimini de “üzümün çöpü” diye atıyorlar.
Her “talip”te umut dağıtarak...