Trajikomik bir hikaye

Trajikomik bir hikaye

Hasan PULUR

KAYSERİ Belediye Başkanı "Refahlı" Doç. Dr. Şükrü Karatepe'nin başına gelenler "Kasım'da Kavak Kesmek" adıyla kitap oldu. Belediye Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Rıfat Yörük yazdığı kitabın adının altına "Trajikomik Bir 10 Kasım Hikayesi" demiş...
Kitabın arka kapağında ise "Kasım'da kavak kesmek"in adının ne demeye geldiği, sembolik bir üslupla anlatılıyor.
"Trajikomik hikaye"nin başlangıcı Karatepe'nin geçen yıl, 10 Kasım 1996'da Kayseri Cumhuriyet Alanı'nda Atatürk'ü anma toplantısına hangi ruh haliyle katıldığının anlatımıyla başlıyor:
"Başkan Karatepe, iktidarda olmalarına rağmen başta muhterem genel başkanı, olmak üzere kendisine ve partililere karşı yapılan ağır hakaretler, bir taraftan da eleştirdiği törenlerle inancı arasındaki çelişkiyi açıklayabilmenin güçlüğüyle yani karmakarışık duygular içerisinde Cumhuriyet Meydanı'ndaki tören alanına ulaşıyordu."
* * *
BU ruh haliyle törene katılan Karatepe, buradan bir başka "Ata'yı anma" toplantısına katılıyor. Kitapta Karatepe'nin buradaki hali de şöyle anlatılıyor:
"Karatepe, program ilerledikçe sıkılmaya, elleriyle oynayıp, sağa sola bakınmaya, sağ elini şakağına dayayıp düşünmeye başladı. Bu ruh hali, Erciyes TV'nin canlı yayınında da açıkça belli oluyordu. Zira 10 Kasım 1938'den yani Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden tam 58 yıl geçmesine rağmen değişen bir şey yoktu. Sarı saç, mavi göz, edebiyatı aynen devam ediyordu. 41 yıldır riya kokan bu törenlerin değiştiğini görmedim. Hep aynı, hep aynı... diye içinden geçirdi. Sahnede her zamanki gibi ruhsuz bir müsamere sürüp gidiyordu."
* * *
KARATEPE, işte bu duygular içinde Refah Partisi'nin toplantısına gidiyor. O da partililer gibi işlerinin yürümemesinden şikayetçidir. Erbakan, Başbakan olmasına rağmen hala müsteşarını bile değiştirememiştir.
Şöyle diyor:
"Bir defa şu gün yapılan törenle alakalı olarak da belirteyim ki, Türkiye Devletini şu ya da bu şekilde eline geçiren güçler, bizden bir şey istiyor. Diyor ki, ya bizim gibi olursunuz, bize benzersiniz, bizim gibi yaşarsınız, o zaman size devleti veririz, yoksa vermeyiz. Ya da her türlü fitneyi, her türlü fesadı, desiseyi yaparız. Zaman zaman içinde bulunduğumuz şartlarda, mecburiyet karşısında gittiğimiz yerlerde, inancımıza küfredilirken, milletimize küfredilirken, bütün değerlerimize küfredilirken, içimize kan akıp, ama resmi görevimiz icabı orada bulunmak zorunda kalıyoruz."
* * *
VE bundan sonra Karatepe kıyameti koparan bombayı savuruyor:
"Böyle devlet mi idare edilir? Böyle devlet idare edilmez. Bu kafayla bu millet kalkınmaz, yolu yapılmaz, suyu yapılmaz. Hiçbir ihtiyacı karşılanmaz. Onun için ben düzen değişikliği istiyorum. Tek başıma da kalsam, Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm rejimi değişmelidir. Tek parti rejiminin kalıntısı, çağdışı olmuş, insanları köle gibi gören ve rey verip de yöneticisini seçen insanlara, hiç muamelesi yapan bu düzen değişmelidir. Ve Müslümanlar, içinizden bu hırsı, bu kini, bu nefreti, bu imanı eksik etmeyin."
* * *
"TRAJİKOMİK hikaye"
nin bundan sonrası Karatepe'nin başına gelenler...
Eleştiriler, savunmalar, yargısız infaz, suçlamaları...
Ve "trajikomik hikaye" şöyle bitiyor:
"10 Kasım 1996'dan sonra 15 gün süreyle bu konuşma Türkiye'nin gündeminde kaldı. Daha sonra Fadime, Ali - Emire Kalkancı, gibi suni gündemlerle konu soğumaya başladı."
* * *
"TRAJİKOMİK Hikaye"
böyle mi bitmeliydi?
Hayır!
Eğer bu hikaye bir yıl sonra Karatepe'nin yine bir "10 Kasım" günü "Ömrümde bugüne kadar Atatürk ve Cumhuriyet aleyhinde konuşmadım, konuşanları kınar ve ayıplarım" dediğiyle ve de aynı gece, opera sanatçısı Feride Alkan'la dans ettiğiyle bitseydi, işte asıl o zaman "trajikomik" olurdu...
Yazık, yazar fırsatı kaçırmış...


Yazara EmailH.Pulur@milliyet.com.tr