TÜRBAN, İÇKİ VE KÜRTLER

Turgut Özal’ın çok sağlam bir tespiti vardı: “Alışırsınız, alışırsınız!” derdi.
Buna karşı çıkanlara o kadar kızmıştı ki ona inat “Alışmayacağız!” diyeni mahkemelere bile vermişti!
Şimdi ne oldu?
Alışıldı, alışıldı.

Alın şu türban davasını, ne kıyametler kopmuştu, tartışılmadık yer mi kalmıştı, şimdi...
Önce üniversite, sonra avukatlar, sırada hâkim ve savcılar, belki de kadın subaylar var.
Niye olmasın?
Avukatların başı kapalı mahkemelere girebileceğini kim tahmin edebilirdi ki!
Oysa Danıştay’ın ilgili dairesi karar verdi, onlar da başlarını örtmeye başladılar.

Ne demişti rahmetli Erbakan?
Üniversiteli, örtülü kızları yüreklendirmişti:
“Gün gelecek, rektörler size selam duracak...”
Selam değil, saygılarını sunuyorlar.
Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, bakanların eşlerinin başörtülü olduğu bu ülkede bunu yadırgayacak mısınız?
İşte alıştınız!

Bazı gazetelerde haberler çıkıyor:
“Filan yerde içki yasaklandı!”
Üniversite lokalleri, polisevleri, benzer yerler.
Eeee, ne bekliyordunuz?
Adamların içkiye karşı oldukları açıkça ortadaydı. Her ne kadar seçim öncesi meyhaneleri dolaşıp oy istedikleri biliniyorsa da, herhalde dışarı çıkınca Allah’a dua etmişlerdir “Bizi affet!” diye.
“Hani kimsenin yaşamına karışmayacaklardı?”
Yine de karışmıyorlar, karışsalar masanızdaki kadehleri paramparça ederlerdi.
Ya ne yapıyorlar?
İçmenize karışmıyorlar, elinizden kadehleri almadılar ya!

Pazar günleri, ailelerin çoluk çocuk gittiği lokantalar vardı, çocuklar yemeklerini yerken, babalar da birer ikişer kadeh rakı, şarap içerlerdi.
Ne yaptılar?
Lokantalara ceza kesmeye kalkıştılar.
Niye?
İçkili yerlere çocukları aldıkları için...
Lokantacı şaşkın:
“Adam çoluk çocuğunu almış gelmiş, çocukları içeri sokmayayım mı?”
Maksat tedirgin etmek, rahatını kaçırmak, burnundan fitil fitil getirmek, zıkkım olsun diyerek.
Neyse şimdilik bundan vazgeçtiler. Vazgeçtiler ama bugün yarın ne yapacakları belli olmaz.
Kimbilir sırada neler var?

Kürtaj işi askıda kaldı, bugünlerde Avrupa’yla da araları limoni, “Gideriz ha, çıkarız ha!” diye sinyal veriyorlar.
Tuhaf şey, 1960’da rahmetli Menderes Moskova’ya gitmeye hazırlanıyordu.
Amerika da Suriye cephesine yeşil ışık yakmıyor...
Komşularla “sıfır problem” de sıfırlandı.
Devreye Atina Camii girdi, camiye mukabil Heybeliada Ruhban Okulu...

Kürt sorunu var mı, yok mu?
Bazılarına göre “Kürt sorunu yok, PKK terörü var”.
Bir zamanlar da aynı plak çalardı.
“Kürt sorunu yok, Güneydoğu sorunu var!” derlerdi.
Ve diye diye İmralı’ya kadar geldik.