TV’de Silivri saati, kapıcının eşi ve Semih’in kulübesi

Tam bir curcuna, her kafadan bir ses çıkıyor, demokrasi bu, herkes her şeyi söyleyecek, ne demiş eskiler: “Müsademe-i efkardan barika-yı hakikat doğar.” Yani hakikat güneşinin doğması için fikirlerin çarpışması gerek.
İyi de, doğru da, anlaşılır fikirler de güme gidiyor.
* * *
Şimdi size Kılıçdaroğlu desek, aklınıza onunla ilgili, ya da söylediği neler gelir?
O kadar çok şey ki!
Ama kimsenin aklına Kılıçdaroğlu’nun “Silivri duruşmaları televizyondan yayınlansın” önerisi gelmez.
* * *
Oysa, en ciddi önerilerden biridir bu...
Diyeceksiniz ki “Duruşmalar aleni, isteyen gider seyreder, gazeteciyse yazar...”
Eğer bu mantıkla yaklaşırsanız, size sormazlar mı?
“Meclis görüşmeleri aleni, açık değil mi? O halde TRT 3 niye naklen veriyor?”
Kimi Ergenekon’dan, kimi Balyozculuktan tutuklu insanlar, nasıl yargılanıyorlar, neler diyorlar, yargıçla, savcıyla nasıl tartışıyorlar...
Halkın bunu görüp izlemesi gerekmez mi?
Diyeceksiniz örneği yok!
O halde örnek olsun, Yassıada duruşmaları radyodan verildi, televizyon olsaydı televizyondan da verilirdi.
İşte Kılıçdaroğlu’nun akıllı ve mantıklı önerisi bu...
Üzerinde duran var mı?
Yok!
Belden aşağı komplo masallarına alet olmak varken, köşelerimiz, sütunlarımız onlara açıkken...
* * *
Ağızlarda sakızdır:
“Hukuk, gün gelir herkese lazım olur.”
Laf güzeldir de, nasıl uygulanır?
Eğer, zengin evlerine temizliğe giden kapıcının eşi buna inanırsa...
TV’de bir dizi var:
“Adını Feriha koldum!”
Kapıcının eşi “Zehra Hanım” iftiraya uğrar, temizliğe gittiği zengin evinde pırlanta bir yüzük kaybolur.
Kimdir bu gibi olaylarda potansiyel suçlu?
Temizliğe giden kadın “Zehra Hanım” (Vahide Gördüm.)
Eve polisler gelir, kadıncağızı karakola götürürler, çocuklarının gözü önünde evi altüst edip, yüzüğü ararlar, ailenin halini düşünsenize...
* * *
Sonunda yüzük bulunur, temizliğe gittiği zengin evde, iki koltuğun arasına sıkışmıştır.
Peki “Zehra Hanım”ın onuru, şerefi ne olacaktır.
Aman sen de, aldırmasın!
Evet, kocası bile öyle dedikten sonra...
Güçsüzün ne itibarı vardır, ne de onuru!!!
O zengin apartmanın aydın bir insanı, “Zehra Hanım“ı haklı güçsüzlerin de haklarını arayabileceklerine inandırır.
“Zehra Hanım” iftira davası açacaktır.
Diziyi yazanlar, bunu mutlaka işlemelidirler, geliştirmelidirler, hiç olmazsa hakkını aramanın suç olmadığını göstermelidirler, TV’de bile olsa...
* * *
Biliyorsunuz, çoktandır “nöbetçi” göreve çağrılmıyordu, geçen pazar günü Konya-Fenerbahçe maçının bitimine yakın çağrıldı, görevini yaptı, golü attı.
Spor yazarı Erdoğan Şenay, isyan etmişçesine maçı yorumlayan yazısında soruyordu:
“Fenerbahçe’nin öksüz çocuğu Semih yine hafta aralarında kimselere laf ebeliği yapmadan golcülüğünün kartvizitini bırakıverdi sahaya. Bu genç adama bu takımda yer bulunamamasını hiç anlayamıyorum. Alex dışındaki 34’lük, 36’lık yabancılar elini kolunu sallayarak sarı-lacivertli formayı giyerken Semih’in bu hali anlaşılır değil...”
* * *
Evet, Erdoğan Şenay haklısın ama Fenerbahçe’nin vefa duygusu biraz sabır istiyor.
Onursal Başkan Şükrü Saraçoğlu’nun adını stadyuma verdiler, Samandıra tesislerine Can Bartu’nun, Dereağzı’na da Lefter’in...
Biraz sabır, sıra Semih’e de gelecek...
Yedek kulübesine de “Semih Şentürk” adını verecekler.
Biraz sabır.
Hele genç yaşta “emekli” olsun da...