TV programları!

Futbol seyircisinin sahadaki takımını ne kadar eleştirmek hakkı varsa, televizyon seyircisinin de televizyonları eleştirme hakkı vardır.
Futbol seyircisi para verip bilet aldığı takımı istediği gibi eleştirebilir, televizyon seyircisinin böyle bir hakkı yoktur.
Niye?
Çünkü televizyonlar özel sektöründür. Seyretmesi bedavadır, TRT hariç...
Programı beğenmedin mi çat başka düğmeye basarsın, kanalı değiştirirsiniz.

Kaba bir mantıkla böyle düşünebilirsiniz, acaba doğru mu?
Eğer bu kadar kolay bir sorun olsaydı, özel sektör niye “reyting” peşinde koşuyor, “Beni şu kadar seyirci seyretti!” diye yırtınıyor?
Çünkü “reyting” yüksek olursa, alınan reklam da o kadar çok olur, televizyonlara para gelir.
Onun için televizyon seyircisinin söz söyleme hakkı vardır, müdahale değil, eleştiri hakkı.

Lakin yaşanan bu mu?
Daha doğrusu Sayın Başbakan’ın yaşattığı bu mu?
Biz aylar önce söyledik, “Muhteşem Yüzyıl”ı beğenmeyenlerdeniz, hele hele Kanuni Sultan Süleyman’ın “Saray zamparası” diye anlatılmasına, gösterilmesine...
Ama nihayet bu belgesel değildir, bir dizidir, senaryoyu yazanın ya da yönetenin hayal gücüdür.
Yargıyı göreve çağırmak Başbakan’ın işi mi?
Bu müdahale değil de ne?
Kars’taki heykel için de ucube dememiş miydi?

Örneğin biz de televizyonlardaki bazı tartışmalardan hiç hoşlanmıyoruz.
Fırsat bulunca siyasetin edebinden söz edenler, televizyonlardaki tartışmaları görmezler mi?
Eğer bunlar siyasi tartışmaysa, “İşte siyaset budur!” diye gösteriliyorsa, Meclis’teki tartışmaları ayıplamak, ayıp olmuyor mu?
Kim bağırırsa, kim saldırırsa, kim ağzına geleni söylerse “İşte siyaset bu!” diyeceğiz.

Ya spor programları!
Maçlardan sonraki programları seyrediyorsunuz.
Bazıları futbolu ağızlarına bile almaz, kavga dövüş, ona hakaret buna hakaret, hem de hedef göstererek.
Varsın konu yargıda olsun, onlara ne?
Onlar hükümlerini vermiş, adamı ipe çekecekler de vakit geçiriyorlar.

Hele spor sahalarına şiddeti taşıyanlar...
Onlar da çok kızıyorlar, ama kullandıkları üslup, “holigan” üslubu değil mi?
Ağızlarından köpük, gözlerinden alev saçarak hedefe saldırmak...

Hepsi böyle mi?
Şansal Büyüka’nın “Maraton”u bunlara benziyor mu?
Ya da TRT’nin, Lig TV’nin yorumcuları, yorumları...
Ağzı bozuklar, açıkça taraf tutanlar şiddeti TV stüdyolarına taşırken bunlar örnek gibi duruyorlar.
Tabii bakan kim, gören kim, dinleyen kim?
Pazarcı ağzıyla gevezelik varken...