Ulusal onur ve mercimek

Ulusal onur ve mercimek



ULUSAL onurumuza çok düşkünüzdür; hatta bazen ipin ucunu bile kaçırırız.
Adamın biri, bizi fesli çizsin, kıyamet koparırız, hele bir filmde Türk kadını hafifmeşrep görünsün, ulusal onurumuz hemen kabarır, bir zamanlar Amerikan askerleri bayrak yırttı, diye ortalık birbirine girerdi, sarhoş Teksaslıların bayrağı yırtıp yırtmadığı belli olmasa bile...
Sonun da ne oldu?
Amerikalılar bizim askerin kafasına çuval geçirip, ellerini bağlayıp esir aldılar...
Diyeceksiniz ki: "Kıyamet kopmadı mı?"
Koptu kopmasına da, sonra ne oldu?
Bazı haberlere göre Irak'ta ortak tatbikat yapıyormuşuz, yakında "Coni'lere" bir şey olmasın, diye Mehmetçik nöbete girer...
***
DEMEK bizim bu "ulusal onur" kavramını algılayışımızda bir hata var, Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba kondu diye ayaklanıp, "6 - 7 Eylül" yağmasını kara bir leke gibi tarihimize süren bu kavram, şimdi, askerin kafasına çuval geçirilmesini hazmediyor.
Afiyet olsun!
***
OYSA bugünlerde "ulusal onurumuzu" eskilerin deyimiyle "pay - mal" eden, ayaklar altına alan bir olay daha oldu.
Şu rezilliğe bakın...
Birleşmiş Milletler örgütü Irak halkına yardım için Mersin'den bir Türk firmasından 329 ton mercimek alıyor, 16 kamyona yükleyip Bağdat'a gönderiyor.
Kamyonlar açılıyor, görülüyor ki, mercimekten başka her şey var içinde, taş, toprak, arpa, ne ararsan...
Kamyonlara el konuluyor, şoförler bırakılmıyor.
Şoförlerden birkaçı, televizyonda konuşurken dinledik; hepsi de açık açık, mal yüklenirken, "Bu mercimek karışık, içinde başka şeyler var, bozuk, dedik, ama dinletemedik" diyorlardı.
***
ŞİMDİ söyleyin bakalım, bu olay "ulusal onurumuzu" zedeler mi, zedelemez mi?
Eğer onurumuzu kırmışsa, bu işin sorumlusu kimdir, soruşturma açılmışsa ne olmuştur?
Mersin'den alınan mercimek, Bağdat'a gidinceye kadar değişmiş midir?
Aç adama gönderilen mercimeği bile çalan vicdansız kimdir?
***
BİR tarihte İzmir'den karışık zeytinyağı ihraç etmiş ve yakalanmışlardı, dava uzun süre sürdü, kim bilir ne oldu? En akla geleni ve uyanı sanıkların mahkum olsalar bile "af"la kurtarmış olmalarıdır.
O tarihte, Milliyet'in Cağaloğlu'ndaki binasındayız, sabah bir adam geldi, bize çok kızmış...
Niye?
Çünkü bu sahtekarlığı yazarak ulusal onurumuzla oynamışız!!!
Rahmetli Ömer Sami Coşar'la aynı yerde oturuyoruz, "Ömer Abi" yerinden bir fırladı ki, adam nereye kaçacağını şaşırdı:
"Ulan, motor yağı karıştırıp zeytinyağı ihraç etmek ulusal onurumuzu kırmıyor da, bunu yazmak mı kırıyor?"
Bizim "ulusal onur kavramımız" bir tuhaftır vesselam!



DİĞER YENİ YAZILAR