Velev ki vakası...

HER olayın bir şifresi vardır...Mesela “Ayşe tatile çıksın” Kıbrıs Barış Harekâtı’nı hatırlatır, “555 K” 27 Mayıs’tan önceki Kızılay gösterisini, “Dün dündür” özdeyişi Süleyman Demirel’i, “11’ler” “12 Mart”ta kurulan Nihat Erim hükümetinden istifa edenleri, “Mülkiye Cuntası” da İsmet Paşa’ya karşı, CHP’yi ele geçiren Ecevit takımını...
Bu son olayın, Anayasa Mahkemesi’nin “üniversiteye başörtülü, türbanlı kızların giremeyeceğini” kesinleştiren kararın şifresi ise “VELEV Kİ”dir.
* * *
BİLİRSİNİZ, biz dahil “türban”ın “siyasi bir simge” olduğunu ısrarla yazarken, onlar da “Hayır, bu inanç sorunudur” demişlerdi.
Tartışmalar böyle sürüp giderken, Başbakan Erdoğan İspanya’dan açıklama yaptı, adeta meydan okudu, türbanı savundu:
“Velev ki siyasi simge olsa ne olur?”
İşte bu olur!
Böyle olur...
Daha önce de yazdık, “türban”ın siyasi simge oluşu, laikliğe karşı bir simgeydi.
Elbette, siyasi dehalar, yardakçılar böyle kıytırık görüşlere itibar etmediler de “türban” için Anayasa’yı değiştirdiler.
* * *
ANAYASA Mahkemesi de yapılan değişikliği Anayasa’nın 2. ve 4. maddelerini gözeterek iptal etti.
Nedir bu iki madde?
“Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”
“Madde 4 - Anayasa’nın 1’inci maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”
Anayasa Mahkemesi, işte bu maddeleri “gözeterek” yapılan değişikliği kabul etmedi.
* * *
BÖYLE mi olmalıydı?
Hayır, olmamalıydı...
Olmamalıydı ama, siyasetçilerin de kendilerine bir soru sormaları gerekmez mi?
“Neden?“ diye...
Önce Milli Selamet, sonra Refah, daha sonra da Fazilet partisi niye kapatıldı?
Laiklik ilkesine karşı çıktıklarından...
* * *
AMA siz bunu bile bile...
2002 yılında, Meclis çoğunluğunu sağladıktan bu yana, Refah ve Fazilet Partisi yöneticilerinden daha yoğun bir şekilde, yüksekokullarda ve üniversitelerde türbanla eğitim yapılmasını savunursanız, Meclis çoğunluğuna dayanarak, başka partilerin desteğini de sağlayarak, Anayasa’ya koyacağınız maddelerle, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını uygulanamaz hale getirmeyi amaçlarsanız, Anayasa’nın değişmez ilkelerinden laiklik ilkesine aykırı bir düzenden söz ederseniz...
Üstüne üstlük bir de “velev ki” düsturunu piyasaya sürerseniz...
Ne mi olur?
İşte böyle olur.
Biz, “olmaması gerekir” desek de...
* * *
LAİKLİK giderse, ne olur?
Demokrasi giderse, geliyor ama, laiklik giderse bir daha gelmez.
Çünkü laiklik, bir yaşam biçimidir.
Aslında, ikisiyle birlikte yaşamanın tadına bir varabilsek..