Yağdanlık yarışı başladı...

OKURLARIMIZ bilir, “Kıssadan Hisseler”i genellikle pazar günleri yazarız; hem okur hoşça vakit geçirsin, hem de bazıları gıyabımızda bile olsa, hatırımızı sorsunlar diye.
Yalnız bu hafta durum “ivedilik” arz ettiğinden, “Kıssadan Hisse” programını iki gün geriye almak zorunda kaldık.
Yoo, öyle konu komşunun, mahalle halkının baskısı filan yok, gidişat bunu gerektirdi.
Dostların “levha-yı ibret” diye burnumuza soktuğu köşe başlarının, bizi tahrik ettiği de doğru....
* * *
BAZILARININ çamaşır değiştirir gibi, “durumun vaziyet”ine göre saf değiştirmeleri yok mu?
Hem de ne acele, iki ayaklarını bir pabuca sokar gibiler, “Ben de sizdenim!” diye çırpınmaları... Bari emekleri boşa gitmese de...
* * *
SABAH ilk uçak, yolcular içeri alınmış, hostes kemerlere bakıyor, hoparlörden bir ses, kaptan konuşuyor, ama ne konuşma!
Uyku mahmurluğuyla “Ah bu akşam şu sarışınla...” demez mi?
Herkes şaşırmış, meğer mikrofon açık kalmış, hostes telaşla öne koşmuş, tam içeri girerken, yaşlı bir adam kolunu tutmuş:
“Dur kızım dur, acele etme, akşama!”
Kıssadan hisse...
Bunlar da akşama kadar bekleyemiyorlar.
Pilota koşuyorlar!
* * *
ADAM en son model bir otomobil almış, binmiş gidiyor, neyi ne yapacağını, hangi düğmeye niçin basacağını öğrenmiş ama müzik aletini nasıl çalıştıracağını bilmiyor, açmış telefonu, sormuş; anlatmışlar.
“Çok yeni bir alettir, kimi dinlemek istiyorsanız, küçük mikrofona eğilip, şarkıcının adını söyleyin yeter!”
“Nasıl, anlamadım?”
“Zeki Müren’i, Tarkan’ı, Nilüfer’i, Michael Jackson’ı, Frank Sinatra’yı dinlemek istiyorsanız, adını söyleyin yeter!”
Adam Zeki Müren demiş, Zeki Müren çıkmış; Nilüfer demiş, Nilüfer gelmiş; Yeşim Salkım demiş, Yeşim Salkım...
Ohhh ne rahat, ohhh ne güzel derken, arkadan gelen bir araba sıkıştırmış, sollayıp geçerken çamur sıçratmış...
Adam bağırmış:
“Şerefsizler!”
Cevap gelmiş:
“Hangisi?”
Kıssadan hisse...
Böyle bir aletimiz olsaydı, demez misiniz?
* * *
AŞÇI her gün, patlıcanın bir yemeğini yapıyormuş, padişah kızmış:
“Söyleyin aşçıya, şu patlıcandan vazgeçsin!”
Yağdanlık hemen atılmış, patlıcanın ne kadar berbat bir sebze olduğunu söylemiş...
Aradan aylar geçmiş, padişah patlıcanı özlemiş:
“Söyleyin aşçıya, güzel bir patlıcan oturtma yapsın, arkasından da zeytinyağlı imambayıldı!”
Yağdanlık hemen atılmış, patlıcanın faziletlerini, hasiyetini övmeye başlamış...
Padişah, hayretle yüzüne bakmış:
“Ulan, sen iki ay önce bu sofrada patlıcanı yerin dibine sokmadın mı?”
Yağdanlık boynunu bükmüş:
“Padişahım, ben patlıcanın değil, sizin yağdanlığınızım!”
“Kıssadan hisse” demeye gerek var mı?
Mallar meydanda!

DİĞER YENİ YAZILAR