“Yapmayın, etmeyin!” açılımı

“Nasihatçi Dede”ler nasırlarına basılmış gibi feryat ediyorlar:
“Yapmayın, etmeyin!”
Hep böyledirler, her toplumsal harekette, burunlarının ucunu görmediklerinden, kendileri gibi düşünmeyenlerin ipini oracıkta çekerler:
“Kemalistler, faşistler, jakobenler, ulusalcılar” diye...
Oysa, o insanlar, gidişin iyi gidiş olmadığını böyle görüp “Yapmayın, etmeyin!” demişlerdir.
Onlar ise ağızlarında “demokrasi, insan hakları” gibi sakızları çiğneye çiğneye buna karşı çıkmışlar, “Yapmayın, etmeyin, bu gidiş güzel gidiş bu gidiş!” diyenleri suçlamışlardır.
Şimdi ise paçaları tutuştu, telaşa kapıldılar.
* * *
Önce adı “Kürt açılımı” olan, sonra “demokratik açılım”a dönen açılıma “milli beraberlik açılımı” dedikten sonra “demokratik açılım”a dönüş yaptılar.
Şimdi ise “Yapmayın, etmeyin!” açılımı başladı.
Yapılmayacak olan ne, edilmeyecek olan ne?
Bir genç kızın molotofkokteyli atılarak tutuşturulan otobüste yanması, Tokat’ta 7 askerin şehit edilmesi, sokaklarda gösteriler.
Çok ürktüler!
* * *
Deniz Baykal “Terörle müzakere edilmez, terörle mücadele edilir” derken ne kadar haklıydı.
İşte, İngiltere, İrlanda’daki IRA terör örgütüyle muhatap bile olmamıştır. IRA silah bıraktığını resmen açıklayıp, silahlarını teslim edinceye kadar...
İşte İspanya, BASK terörünü, Fransa’nın işbirliği sağlanarak Fransa’ya kaçan teröristlerin iade edilmesi ve silah bırakılması sağlanmıştır.
Ya bizde?
DTP, hükümete “Muhatabınız Öcalan” demiş, istikamet göstermiş:
DTP’nin işaretine uyulmuştur.
“Muhatabınız İmralı’daki Öcalan!”
Habur sınır kapısında üst düzey devlet erkânı ve gezici mahkemeyle karşılananlar “Biz buraya önderimiz Öcalan’ın emriyle geldik” diye izin kâğıtlarını göstermişlerdir.
Bu sahneden sonra ne beklenir?
* * *
Çözüm nedir?
PKK’nın istediği çözüm, Öcalan’ın serbest bırakılmasıdır. Anayasa’ya -şimdilik- Kürt ulusu değil, “Kürtler” deyimi konulmalıdır, yerel yönetimlerde özerklik tanınmalıdır.
Peki, Türkiye Cumhuriyeti ne yapmalıdır?
Deniz Baykal, Meclis konuşmasında bunu açıkça belirtmiştir.
“Güneydoğu Anadolu’nun kalkınması için devleti doğrudan devreye sokmaktan başka çare yoktur. İtalya bunu geçmişte uygulamıştır. Biz kendi kalkınmamız için geçmişte bunu uyguladık. Şimdi Güneydoğu için bunu uygulamak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Oraya fabrikalar kuracaksınız, Etibank’lar, Sümerbank’lar, Et Balık kurumları hepsi kapatıldı. Şimdi o bölgede yeniden kuracaksınız.
O bölgenin madenini işleteceksiniz. O bölgenin ürünlerini değerlendireceksiniz. Bunun sonucunda orada binlerce, on binlerce insanımız iş sahibi olacak, geçim sorunu kırılacak.
11 çocuğu var, işi yok. Çocuklarına yiyecek alacak imkânı kalmamış. Böyle bir aile düzeni içinde elbette teröre giden insanları kendi elimizle ortaya koyuyoruz. Bunu değiştirecek en etkin yol, o insanlara geçim kapısını açmaktır. Devlet teşkilatı kurarsak, devlet ekonomik işletmesi kurarsak, zarar ediyor, zarar ederse etsin. Çünkü bu ekonomik hesap iş değil, finansman hesabı işi değil. Bunun gereğini yapacaksınız. Bu bir barış projesi, mutlaka uygulayacaksınız.”
Çözüm budur...
İşe başından beri yanlış başlanmış, ne kapsadığı belli olmayan “açılım” lafıyla insanların huzuru kaçırılmış, kışkırtılmıştır.
Şimdi bir kenara çekilip “Ne yapalım, macun bir kere tüpten çıktı, tekrar tüpe girer mi?” diye çaresiz kalmanın gereği yoktur.