Yassıada savunması

‘Hani gün görmüş, devran geçirmiş’ derler... Tabii ömür izin vermişse... Uzun yaşamak da yetmez, yaşadığın günlerin bilincine varmak, gelecek günleri değerlendirmek gerek...
İşte Hüsamettin Cindoruk, bu şanslı insanlardan biridir.
Biz kendisini 1960 öncesi tanıdık. Galiba Demokrat Parti Gençlik Kolları Başkanı’ydı. Yassıada’da kendi deyimiyle “darbe mahkemesinde savunma avukatlığı”, 12 Eylül darbesi sırasında parti başkanlığı, milletvekilliği, Meclis Başkanlığı gibi önemli görevlerde bulundu.
***
Arada sırada Taksim’de karşılaşırdık, hem de meydanda.
Çok şükür biber gazı yemeden.
Belgesel bir kitap yollamış, elli yıl önce Yassıada Mahkemesi’ne verilmiş ortak savunma. Seçimle gelip, darbeyle gönderilen iktidarın savunması: Prof. Emine Gürsoy Naskali’nın hazırladığı...
Sayın Cindoruk şöyle diyor:
“Belgesel niteliğinde bir kitap sunuyorum. Elli iki yıl önce, İhtilal Mahkemesi’ne verilmiş ortak bir savunma. Tıpkı basım.
Güncelliğini ve tazeliğini koruyor.
Konusu: Günümüz Silivri ve Sincan davalarının benzeri.
Hükümet darbesi hikayesi...
Bu savunma, bir iktidarın ihtilal girişimi yaptığı iddiasına karşı. Sanık avukatlarının toplu itirazları.
Günümüzde ise; ‘Asker ve sivil devlet örgütlerinin meşru iktidara karşı darbe teşebbüsüne giriştikleri’ iddiası ve davaları sürüyor.
Her iki davada da, sanıkları arasında Genelkurmay Başkanları var.
İnanılmaz benzerlik...”
Eee sonra ne diyeceksiniz?
Bunca yılın deneyimi söylüyor:
“Bu hukuksuzluk, Yassıada’da işlenen cinayetlerin unsurlarından biri olmuştur. O mahkeme de, o bilim adamları da yitti, gitti...
Örnekleri ya da benzerleri sürüp gidiyor.
Türkiye cephesinde yeni bir şey yok...
Elli yıl geçse de.”
***
O mahkemeyi tanımak ve hatırlatmak gerek. Emine Gürsoy Naskali, kitabın önsözüne şöyle başlamış:
“Yassıada davalarında yapılan savunmalar; tarihe düşülen başlı başına bir kayıttır. Her dava için gerek ‘sanıklar’ gerekse avukatlar sözlü ve/veya yazılı müdafaa yapmışlardır. Sözlü müdafaaların çok cüzi kısmı Yassıada zabıtlarında yazıya geçirilmiştir. Genellikle, ‘yazılı müdafaasını verdi ve münderacatını sözlü olarak tekrar etti, müdafaaname dosyaya kondu’ veya ‘yazılı müdafaasını okudu’ şeklinde müdafaanın yapıldığı belirtilmiş. Müdafaanın içeriği zabıtlarda yer almamıştır. Başhakim savunmaları kısa kesmek istemiş, hatta, ‘Bizim burada boş laf dinlemeye vaktimiz yok’ diyerek Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı susturmuş, buna cevaben Polatkan da ‘Muhterem Başkanım; idamım istenilen bir cezada kendimi müdafaa etmeyim mi?’ demişti. Gümrük ve İnhisarlar Bakanı Hadi Hüsman’ın müdafaasını dinlemek istemeyen Başhakim, Hüsman’a ‘Bunların hepsini okuyacak mısınız?’ demiş, bunun üzerine Hadi Hüsman ‘O halde müdafaa yapmıyorum efendim’ cevabını vermiş, Başol da, ‘yapmazsan yapma. Gelmiş buraya tomarlarca müdafaa yapıyor’ demişti.” (*)

***
Ya sonuç?
“Toplu savunma konusuna dönelim: Ne gerçekler, ne de savunmanın niteliği Yassıada darbe mahkemesinin neticesini değiştirmeyecekti çünkü Yassıada mahkemesi kararları davalar başlamadan verilmişti. Kararlar sümenin altındaydı, günü gelince ilan edilecekti. Darbeyi ‘gerekli’ ve ‘meşru’ göstermek için mutlaka ağır suçlar bulunacak ve ağır cezalar verilecekti.”
Diyeceksiniz ki böyle şey olur mu?
Olmuş, olur, olabilir de...
————————————————
(*) Kitabevi Yayınları